Yolumuz Devrim Yolu
Forumumuzdan daha iyi faydalanmak için ve bizlere destek olmak için lütfen üye olunuz..



 
AnasayfaPortalSSSKayıt OlGiriş yapZiyaretçi Defteri

Paylaş | 
 

 Devrim Gerçeğini ve Devrimciliği

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
FiraT_58
Admin
Admin
avatar

Erkek Mesaj Sayısı : 372
Yaş : 25
Nerden : İZMİR
Kayıt tarihi : 06/12/08


Başarı Puanı Başarı Puanı:
100/47  (100/47)

MesajKonu: Devrim Gerçeğini ve Devrimciliği   Perş. Mart 12, 2009 3:38 pm

Devrim Gerçeğini ve Devrimciliği Temmuzlar Öğretiyor
Doğruydu, kalbimizden yaralıydık.
Doğruydu, koparılan en becerikli kollarımız, yılları arşınlayıp gelen bacaklarımızdı. Kolay yetişmiyordu bu kavgada Niyazi Aydınlar. İbrahim Erdoğanlar'ın, İlçiler'in birikimini, tecrübesini bugünden yarına yerine koymak mümkün değildi.

Ama tüm bunlara rağmen, belimizi bir daha doğrultamayacağımız, bittiğimiz doğru değildi.
Bu sadece bir hevesti; oligarşinin, katliamcıların hevesi. Ve o hevesi onların kursaklarında bırakmak da, Niyaziler'e ilk borcumuzdu. Onların yolunda yürüyeceksek eğer, ilk görevimiz, onlardan boşalan yerleri, her ne olursa olsun doldurmaktı. Hem de gecikmeden.
Küllerinden yeniden doğan Anka kuşunun destanı, hiç kuşku yok ki, uzun savaşlarda yenilmiş ve belki onyıllar, belki yüzyıllar sonra küllerinden yeniden doğmuş bir halkın destanıydı. Efsaneye göre, Anka kuşu, tekti. Buna rağmen hiç yokolmuyordu; ömrünün sonuna geldiğinde, yuvasını içinde kendisiyle beraber ateşe veriyor ve küllerinden yeniden doğuyordu. Anka, Meksika köylülerinin katledildiği halde, ölmediğine, bir gün mutlaka yeniden döneceğine inandıkları Zapata'ydı. Belki Bolivar'dı Anka, belki Pir Sultan. Yenilip yeniden ayağa kalkan halk, tek başlarına kalmış olsalar da, mücadeleyi yeni baştan örgütleyen devrimci önderlerdi Anka... Yani Anka kuşu bizden başka-

sı değildi. Şaire, "Halkız biz yeniden doğarız ölümlerde" dizelerini yazdıran, "bir gider bin geliriz" dedirten de bizim tarihimizden başka bir şey değildi.
Bu destanların, bu dizelerin arkasında hep ölümüne direnişler, ödenecek bedellerden korkmadan yürütülen savaşlar vardır. Uzlaşmacılar, teslimiyetçiler, zamanı geldiği halde mücadele arenasına çıkmayıp kendini geleceğe saklayanlar, dialogu, beklemeyi, öne çıkmamayı öğütleyenler tarih boyunca hep oldular, ama onlardan böyle bir tarih kalmadı. Onlar tarihin en silik sayfalarını oluşturdular. Ve tarih, onlarla değil, sınıflar savaşının hakkını verenlerce, bu savaşın tarihsel yasalarına uyanlarca yazıldı.
Niyazi Aydın'ın şu sözü tarihi bir özettir: "Benim olduğum yerde Devrimci Sol da vardır"; bu şu demekti; her ne olursa olsun, koşullar ne olursa olsun, bir Cepheli'nin bile olduğu yerde, devrimci hareketin bitmesi, yokolması sözkonusu olamazdı. O halde, 13 Temmuz'dan itibaren de, acımızı kalbimize gömerek, onların mirasını ve bayraklarını devralarak devrim yürüyüşü sürdürülecekti.
12 Temmuz Türkiye faşizmini ve Türkiye'de devrimciliği anlamayanlar için büyük derslerle, göstergelerle doludur. Devrim için mücadele edenleri nelerin beklediğini, mücadelenin nasıl gelişeceğini göstermiştir herkese... Evet, büyük bedeller ödenecekti, ama böyle diye, Türkiye devrimini zafere götürecek yoldan vazgeçmek, devrimden vazgeçmekle eşdeğerdir. Nitekim Türkiye solunun bir kısmı bu yolu, vazgeçişi tercih etmiştir.
Aradan geçen 14 yıl, o gün, 12 Temmuz 1991'de infazları oligarşiyle Devrimci Sol arasında bir "düello" olarak değerlendirenlerin ne kadar ülkemiz gerçeklerinden kopuk olduğunu yeterince göstermiş olsa gerektir.
Bunu görmemekte ısrar edenler, "silahlar sussun" diye yırtınıyorlar bugün de. Faşizmi aklarcasına "siz silaha sarılınca devlet de öldürüyor" diyorlar. O kadar basit mi? Gerçek öyle mi?
Devrimciler ülke gerçeğine, sınıflar savaşının nasıl sürdüğüne dair hiçbir yanılgı veya hayal içinde değillerdir. Bu savaşta ölmenin de öldürmenin de olduğunu bilirler. Halkın devrimci savaşı yükseldikçe, oligarşinin karşı-devrimci şiddetinin artacağı da kimse için sır değildir... Ama bütün bunlar reformizmin dediğini doğrulamıyor yine de.
Yüzlerce barışçıl kitle eylemine kurşunlarla, bombalarla saldırılmasını nasıl açıklarsınız o zaman? 1 Mayıs 77 katliamını, CHP'lilerden TİP'lilere "silahlı mücadeleyi" savunmayın yüzlerce insanın katledilmesini nasıl açıklarsınız? İsterseniz daha da gerilere gidelim; Suphiler iktidara karşı silaha mı sarılmışlardı ki katledildiler?.. Devrimcilerin, yurtseverlerin silahları şu veya bu nedenle sustuğunda infazlardan, işkencelerden, katliamlardan vaz mı geçti oligarşi, demokrasi mi uyguladı o zamanlarda?
Devrimciler silaha başvurduğu için faşizmin de şiddet uyguladığı tam bir çarpıtmadır. Hayır, bir "ya- nılgı" değildir, bile bile bir çarpıtmadır. Faşist devleti meşrulaştırmaktır. Düzeni meşru, halkın devrim için, kendi iktidarı için mücadelesini meşru görmemektir. Soru basittir; demokrasi olmadığı için mi halklar silaha sarılıyorlar, yoksa halklar silaha sarıldığı için mi demokrasi rafa kaldırılıyor? Silahlı direniş ve savaşların "demokrasinin uygulanmasının önündeki engel olduğu", yüzyıldır emperyalistlerin ve işbirlikçi faşist diktatörlüklerin tezidir. Bu tezin en güncel halini Irak'ta izliyoruz...
Bu tezin anlamı şudur; emperyalizme, faşizme boyun eğin, düzenin verdiğiyle yetinin, düzenin sınırlarının dışına çıkmayın, devrimden, sosyalizmden vazgeçin, o zaman size demokrasi verelim... Boyun eğdirilmiş halklara kimsenin demokrasiyi vermeyeceaği bir yana, tezin özü budur... "Silahlar sussun" diyenler, emperyalist dünya düzeninde yaşamayı kabul eden, kapitalizme gizli veya açık hayran, "demokrasi" diye burjuva demokrasisine tapınanlardır.
Tabii, 12 Temmuz'da oligarşinin bombalarına, kurşunlarına hedef olanlar, bunları reddedenlerdir. Mücadele Dergisi'nin 12 Temmuz'dan önceki gün baskıya verilen sayısının başyazısı şu başlığı taşıyordu: "Ülkemizde emperyalist katillere yer yok." (Temmuz 1991, sayı: 24) Ve işte bütün mesele buydu.
1991 Newroz'unda Ortadoğu'da bir kampta yakılan ateşin başında İbrahim Erdoğan ve Ahmet Fazıl Ercüment, devrimci yaşamlarının tümünde korudukları inançları ve coşkularıyla "bu ateşleri dağlarımızda yakacağız!" diyorlardı. Ve eğitim için çıktıkları yurtdışından o ateşleri tutuşturmak için hiç tereddüt etmeden ülkeye dönmüşlerdi. O ateşler, oligarşinin iktidarını yıkıp, emperyalizmi kovup Devrimci Halk İktidarı'nın yolunu aydınlatacak ateşlerdi. Mesele buydu. Onları emperyalizmin ve oligarşinin hedefi yapan buydu.
Onlar, emperyalizme ve oligarşiye karşı savaşan bir sosyalist olmanın "tatlı su sosyalistliği"nden farklı olduğunu, tabii ki biliyorlardı. Onları devasa bir zulüm mekanizmasının beklediğini de biliyorlardı. Devrimcilik, sosyalistlik bunları bilerek, bunları göze alarak mücadele etmekti zaten. "Devrim için savaşmayana sosyalist denmez"di. Eğer biri devrim için savaşmıyor ve kendine sosyalist diyorsa, ya bu gerçeklerden habersizdi ya da bir sahtek‰r!
Gençler, yaşlılar vardı 12 Temmuz şehitlerinin içinde. Devrimci olmak iş değildi, iş, ömür boyu devrimci kalmaktaydı; onun anıtıydılar bazıları. Kolay günlerin, kolay görevlerin devrimcisi değil, zor dönemlerin ve zor görevlerin adamı olabilmekti komünistlik. Genç yaşlarında zor dönemlerin devrimciliğinin anıtı olanlar vardı içlerinde. Mesele, devrimin derneklerdeki, meydanlardaki "popüler" insanları değil, emekçileri olabilmekti. Devrimin emekçiliğinin ustaları vardı 12 Temmuz şehitlerinin içlerinde...
Niyaziler, İbolar çeşitli örgütlerin yönetici kadrolarının legalizmin, Avrupacılığın, direnmemenin teorisini yaptığı dönemlerde, direnişlerin en ön saflarında yeralan, devrim mücadelesini örgütleyen önder kadrolardı. Kimileri "sosyalist demokrasi" üzerine gevezelikler yapıp devrimci örgüt anlayışını tahrip ederken, onlar bu mücadeleyi örgütledikleri zor koşullarda devrimin hem hamalı, hem kurmayı olmayı başaranlardır.

____________________________
Ya Onurlu Bir Barış Yada Görkemli Bir Direniş !
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://forumydy.yetkinforum.com
FiraT_58
Admin
Admin
avatar

Erkek Mesaj Sayısı : 372
Yaş : 25
Nerden : İZMİR
Kayıt tarihi : 06/12/08


Başarı Puanı Başarı Puanı:
100/47  (100/47)

MesajKonu: Geri: Devrim Gerçeğini ve Devrimciliği   Perş. Mart 12, 2009 3:38 pm

Ülkemizde devrimcilik onların yolunda ve onları aşarak sürdürülebilir. Bize, "yoldaşlar bizi aşın!" diyerek bıraktıkları görev, işte bu yüzden çok ağırdır. Onları aşmak kolay değildir. Fakat, aşmak da mecburiyetimizdir.
Kadrolaşmak, örgütlenmek, örgütlemek, propaganda, bilinçlendirme kısacası; devrimci mücadelenin her biçimi, her alanı, oligarşinin binbir türlü yasaklarıyla, baskılarıyla engellenmektedir. Ama yine Niyazi Aydın'ın dediği gibi, "Sorun varsa çözüm de vardır." Biz her koşulda o çözümü bulmak ve uygulamak durumundayız.
Türkiye sınıflar mücadelesinin en büyük mevzi kavgalarının birinin içinde, kahramanlığı kitleselleştirerek, feda ruhunu büyüterek 12 Temmuz şehitlerinin yolunda, onların geleneklerini pekiştirerek yürüyoruz. Bayrakları bir an bile yere düşmedi. Savaş o günden bu yana şiddetinden hiçbir şey kaybetmedi. Şairin dediği gibi, "nice sarp yerlerden geçildi buraya kadar... ve buradan daha da dikleşerek..." sürecek sınıf kavgası. Ve biz, öğrenerek öğreterek ama bir an bile, tereddüte düşmeden, karşı-devrimin zoru karşısında gerilemeden zafere yürüyeceğiz.

Ülkemizde devrimcilik onların yolunda ve onları aşarak sürdürülebilir. Bize, "yoldaşlar bizi aşın!"
diyerek bıraktıkları görev, işte bu yüzden çok ağırdır. Onları aşmak kolay değildir. Fakat, aşmak da mecburiyetimizdir.

____________________________
Ya Onurlu Bir Barış Yada Görkemli Bir Direniş !
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://forumydy.yetkinforum.com
 
Devrim Gerçeğini ve Devrimciliği
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Yolumuz Devrim Yolu :: Devrim Ve Sosyalizm :: Türkiye Devrim Tarihi-
Buraya geçin: