Yolumuz Devrim Yolu
Forumumuzdan daha iyi faydalanmak için ve bizlere destek olmak için lütfen üye olunuz..



 
AnasayfaPortalSSSKayıt OlGiriş yapZiyaretçi Defteri

Paylaş | 
 

 'Beni yeni imajımla hatırlayınız'

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
FiraT_58
Admin
Admin
avatar

Erkek Mesaj Sayısı : 372
Yaş : 25
Nerden : İZMİR
Kayıt tarihi : 06/12/08


Başarı Puanı Başarı Puanı:
100/47  (100/47)

MesajKonu: 'Beni yeni imajımla hatırlayınız'   Salı Ara. 09, 2008 12:17 pm

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

FATİH ÖZGÜVEN


KÜLTÜR-SANAT / 06/11/2008

Mükemmel Bir Gün’ün ilk yarım saatinde gene klasik Ferzan Özpetek fırfırlarında boğulmak üzereydim. Bıcır bıcır çocuklar, becerikli anne, güzel oğlanlar, güzel kızlar. Her şeyi olan fakat ‘insan olamayan’ politikacı... Anneanne rolündeki Stefania Sandrelli olmasa çıkacaktım. Derken gayet sert bir tecavüz sahnesi geldi. Kalmaya karar verdim. Bir tecavüz sahnesine sevineceğim aklıma gelmezdi. Sahnenin sertliği hem her zamanki soft-core Özpetek erotizmine bir enerji kattı, hem de Özpetek insanlarına bir miktar gerçeklik... ‘Mükemmel Bir Gün’, klasik Özpetek hikâyelerinin narsizminden (‘bir gün kahramanımızın başına bir şey gelir...’) uzaklaşmaya çalışıyor nisbeten. Ama öte yandan bu, yönetmenin çok daha önceden çekmiş olması gereken bir film, denemiş olması gereken bir sertlik sanki. Hayatın acı-tatlı hallerine duyulan inanç Özpetek dünyasına o kadar kök salmış ki, bu filmden de aklımda kalan annenin her şeyden habersiz dondurma yeyişi oldu sonuçta- film içindeki penguenli filmin kan donduruculuğu değil. Özpetek filmlerinde, aile ya da arkadaş çevresinin korumasına sığınmadan, ‘müstakil olarak’ acı çeken birini görmedikçe, bu filmlerdeki acılı kahramanlara ikna olamayacağım. ‘Mükemmel Bir Gün’de de, Ferzan Özpetek dünyasında her zaman olduğu gibi, her derdin az çok bir dermanı, herkesin bir ahbabı var. Şefaat Allah’a mahsustur, hikâye anlatıcılarına değil Sayın Özpetek, diyesi geliyor insanın.
Dinden ve hikâyeden söz açılmışken; İsa’ya da Musa’ya da yaranmaya çalışıp iki cami arasında binamaz kalan ‘Mustafa’nın da esas derdi bir hikâye değil, sinema filmi ebatlarında bir televizyon belgeseli olması. Yeniden canlandırmalar, maketler, fotoğraflara yapılan dramatik zumlar, ondan da dramatik müzik, malum şeyler... Dolayısıyla, filmin, televizyon belgesellerine özgü bir ‘ne şiş yansın ne kebap’ rejimi gereğince dediğini hem verip hem geri almasının (Kürt meselesi) ya da bir tarihsel gerçeği ilk kez söylüyormuş gibi yapmasının (Sovyet yardımı) yarattığı feveran da göreceli. Yani, ‘olay’ televizyon belgeseli türünün sinema perdesinde ‘büyüyüp patlaması’ndan ibaret. Bu TV ‘ikonoklazmı’, aslında son on-yirmi yıldır bu memlekette de önemli bir meşguliyet sahası olan imaj yapma işinin bir ulusal kahramana uyarlanmasından ibaret.
‘O aslında Fikriye’yi mi sevmişti?’, ‘Karanlıktan korkar mıydı?’, ‘Venizelos onu Nobel’e aday göstermiş, vaaay’ vs. gibi şeylerin bir insanın imajını yenilediğine inanmamız isteniyor. Çünkü ne de olsa, televizyonun da katkılarıyla, özel hayatı sadece aşk meşk, ilkokuldaki sıra arkadaşı ya da rekabet sanmaya alıştık. Özpetek’in müstakilen acı çekemeyen insanları gibi, biz de asıl yeni olanı, dedikodunun ötesinde ‘müstakilen birisi olma’nın orijinalitesini henüz keşfetmiş değiliz. (Yani: Ne okurdu, ne yazardı? Venizelos’la muhtemel bir sohbeti neye benzemiştir? Ya Latife’yle entelektüel bir sohbeti?)
Böyle olunca ‘Mustafa’, ‘İşte Hayatınız’ mantığından pek ileriye gidemiyor. Filmi tasarlayan, yani zımnen anlatan sesin aynı zamanda filmin anlatıcı sesi olmasındaki parodi etkisi de cabası! Matraktır; ‘Mustafa’ filmi aslında benim için İsmet İnönü’yü ‘insani’ kıldı. Bir tartışmadan sonra ‘bana hala dargın mısın?’ diye bir not karalayıp yollayan arkadaşın evhamlarını merak ettim. Onu ‘hatırladım’ yani. Bu nota resmi görünüşlü bir not ile (yoksa ‘nota’ mı demeli, imzalı falan) cevap veren adam hakkında ise, bunca resmi imgeyle eskitildikten sonra bile hâlâ fotojenik olması dışında yeni bir bilgi edinemedim. Dolayısıyla onu gerçekten ‘hatırlayamadım.’ Bu imaj imal etme çalışması, ‘Mustafa’yı sonuçta Zeki Triko’nun mayolu ****** resimleriyle başlattığı ‘****** denize de girerdi’ mealindeki kampanyanın patırtılı bir uzantısı haline getiriyor. Günümüz Türkiye’sinde bunun bir ‘ihtiyaç’ olabilmesi ise orayla ilgili bir ironiden ibaret sadece; günümüz Türkiyesiyle yani...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://forumydy.yetkinforum.com
 
'Beni yeni imajımla hatırlayınız'
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» YENİ 9.SINIF FİZİK PROĞRAMI DEVREDE
» YÖK'ten Katsayıya Karşı Yeni Formül
» Hayatın Bebek Hali...

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Yolumuz Devrim Yolu :: Siyaset :: Köşe Yazıları-
Buraya geçin: