Yolumuz Devrim Yolu
Forumumuzdan daha iyi faydalanmak için ve bizlere destek olmak için lütfen üye olunuz..



 
AnasayfaPortalSSSKayıt OlGiriş yapZiyaretçi Defteri

Paylaş | 
 

 Gazi Katliamı

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
FiraT_58
Admin
Admin
avatar

Erkek Mesaj Sayısı : 372
Yaş : 25
Nerden : İZMİR
Kayıt tarihi : 06/12/08


Başarı Puanı Başarı Puanı:
100/47  (100/47)

MesajKonu: Gazi Katliamı   Ptsi Ağus. 02, 2010 3:49 pm

12 MART GAZİ KATLİAMI


Katledilen ve
Direnen Halktı,
Katleden Devletti,
Yani, Susurluk'takiler...
Karanlığın içinden çıkıp gelen katiller, geride Halil Dede'nin cansız bedenini bıraktıktan sonra yine karanlığa dalıyorlar Korkuyorlar, yaptıklarının suç olduğunu biliyorlar, halk görmesin, tanımasın istiyorlar. Ama boşuna, hesaplar tutmuyor. Zifiri karanlıklar bile kimliklerini saklamaya yetmiyor. Daha Susurluk yaşanmamıştır ama halk Susurluktakileri o günden görüyor, katilleri tanıyor. Katiller polistir, kontrgerilladır, devlettir.
Katliam haberi dalga dalga yayıldıkça Gazi Halkı İsmetpaşa Caddesi'ne akıyor. Kalabalık büyüdükçe öfke de büyüyor. Büyüyor, büyüyor ve Gazi'den dışarı taşıyor. Öfke tüm İstanbul'u, tüm ülkeyi sarıyor.


Radyolardan, televizyon ekranlarındaki alt yazılardan katliam haberini duyanlar evlerinden dışarı fırlıyorlar. Gazi'de tanıdıkları olanlar telefonlara sarılıyor. "Belki" diyorlar "doğru değildir, yanlış haberdir." Düşmanı yakından tanıyanlar ise katilin kimliği hakkında hiç tereddüte düşmüyorlar. Onları Maraş, Sivas, Çorum katliamlarından tanıyorlar, çoluk çocuk, yaşlı, hasta, hamile demeden şişleyerek, keserek, yakarak Maraş'ta yaptıkları katliamdan tanıyorlar. 12 Mart'ta İstanbul Üniversitesi'nden çıkan gençlerin üzerine sıktıkları kurşunlardan, attıkları bombalardan tanıyorlar. Kürdistan'da kelle avcısı özel timcilerin kestikleri kelle, kulakla, oydukları gözle gösteren fotoğraşarından tanıyorlar.

DHKC'liler ise katilleri çok daha yakından tanıyorlardı. 12 Temmuzlar, 17 Nisanlar ve daha onlarca katliam dipdiri hafızalarda yaşıyordu. Daha yakında Bağcılar'da, Sultançiftliği'nde yaptıkları katliamların kanı kurumamıştı. Ve hiç tereddüt etmedi DHKC'liler, ne talimat, ne emir beklemediler. Katliamın failleri belliydi, hedef belliydi, yapılması gerekenler belliydi. İstanbul'un dört bir yanından Okmeydanı, Nurtepe, Alibeyköy; Armutlu, Gültepe, İkitelli, Ümraniye'den, kimi yerden halkla birlikte toplu olarak, kortejlerle yürüyerek, kimi yerden bulabildikleri araçlarla, kimi yerden üçer, beşer, onar kişi, kimi yerden tek tek aktılar Gazi'ye. Gün mücadele günüydü, gün tüm kaygıları, hesapları bir kenara bırakıp düşmanla açık savaşı göze alma günüydü, gün düşmandan hesap sorma günüydü. Düşmanla hasabı olanlar aktı Gazi'ye. Gazi zulme karşı başkaldırışın, isyanın adı oldu. İsyan yayıldı dalga dalga, Gazi İstanbul, İstanbul Gazi oldu. Yayıldı tüm ülkeye.

SUSURLUK'TAKİ

KATİL

KUZU POSTUNDA

GAZİ'DE

Yıl 1996 3 Kasım, Susurluk. Televizyonlar Susurluk'ta kamyona çarpan bir Mercedesin kaza haberini veriyor. Biraz sonra kazada ölenlerin ve yaralıların isimleri açıklanıyor. Yaralı kurtulan Sedat Bucak. DYP milletvekili, korucubaşı. Genel olarak pek tanınan biri değil. Milletvekili olduğunu bilen bile pek az insan vardır. Diğeri Abdullah Çatlı, faşist katil. Eskiler iyi bilir ama genç kuşaklar da onu pek tanımaz. Bir diğeri ise Hüseyin Kocadağ. İşte bu isim Gazi direnişini yaşayan, ayaklanmayı yakından izleyenlerin hemen hatırlayabileceği bir isim. Parti-Cepheliler ise onu daha öncesinden İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı olduktan sonra, Bağcılar ve Sultançiftliği'ndeki infazlardan tanıyorlar. Sonra ayaklanma sırasında Gazi'de görüldü. Susurluktaki Hüseyin Kocadağ ismi hafızalarda tekrar Gazi'deki ayaklanmayı canlandırıyor.

Öfke İstanbul'un dörtbir tarafından yollara, caddelere akıp Gazi'ye doğru yol alırken Gazi'de düşmanla çatışma devam etmektedir. Sayıları ikibini bulan halk düşmanı ininde kıstırmıştı. Karakol'un önüne kurdukları cılız barikatın ardında tir tir titreyen karakolda görevli işkencecilerin imdadına panzerlerle gelen çevik kuvvet yetişiyor. Halkı tarıyorlar, panzerlerle saldırıyorlar. Ama kaçmıyor kimse, inadına taşlarıyla yürüyorlar düşmanın üzerine. DHKC'liler yine en önde çarpışıyorlar. Taşlarıyla karşılıyorlar düşmanın kurşunlarını. Gençler bedenlerini siper ediyorlar panzerlerin önüne. Yaralananlar, gözaltına alınanlar oluyor. Düşman saldırıyor, panzerler ilerliyor halkın üzerine ama panik yok. Çatışarak, barikatlar kurularak geri çekiliniyor. Düşman yükleniyor. İlerliyor. Tam duruma hakim olduğunu zannettiği anda yanıldığını anlıyor. Tam bir sokak savaşı. Halk eline geçirdiği taş, tuğla, tahta parçası ne varsa silah yapıp yükleniyor düşmana. Bu sefer geri çekilme sırası polislerde. Panik halinde inlerine çekiliyorlar. Cadde artık direnişçilerin denetiminde. Barikatlar güçlendirilmeye başlanıyor. Ateşler yakılıyor. Genç, yaşlı, çocuklar barikatların ardında. Düşman tekrar ilerlemeyi deniyor. Ama direnişin kararlılığına çarpıyor. Barikatta patlayan tüple paniğe kapılıyor. Ateş ederek geri çekiliyor.

Saat gece yarısını geçmiş. Düşman artık saldırmaktan vazgeçiyor. Yenilgiyi kabul etmiş. Direnişçiler barikatlarını sağlamlaştırarak, yeni barikatlar kurarak, nöbetçiler bırakıp Cemevi'ne doğru geri çekiliyorlar. Cemevi'nin çevresi kalabalık. İçerisi de tıklım tıklım girilecek gibi değil. Gazi'li akın etmiş gelmiş. Parti Cepheliler ne olduğunu anlamaya çalışıyorlar. Bu arada "Hüseyin Kocadağ" ismi geçiyor. Parti Cepheliler bunun ne işi var burada diye düşünüyorlar. Düşünce, "Kontrgerilla Defol", "Bağcıların Sorumlusu", "Devrimcilerin Katili", "Hesap Soracağız" haykırışlarına ve tepkiye dönüşüyor. Katliamın sorumlularından olan bu katil Dernek Yöneticileriyle aynı masaya oturmuş konuşuyorlar. Kısa bir süre sonra ise DHKC taraftarları tarafından kovularak dernekten çıkarılıyor.

Daha sonra çok şey söylendi onun hakkında, burjuva basını övgüler düzdü. Neymiş "Kocadağ da Aleviymiş, Alevi kanı akmasını istemiyormuş, katliama karşıymış" vb. Hatta İstanbul'daki görevinden alındıktan sonra da "Gazi olaylarında amirleriyle anlaşmazlığa düştüğü için görevden alındığı" söylendi. Kimine göre de o bir "solcu"ydu. Ama devrimciler için Hüseyin Kocadağ'ın ne olup olmadığı da, Gazi'ye ne için geldiği de açık ve netti. O eli devrimci kanına bulaşmış, infazların başındaki kontrgerillanın bir katiliydi. Kürdistan'da Özel Tim'de görev yapmıştı. Peki Özel Tim ne yapıyor? Halka karşı savaşıyor. Devrimcileri, yurtseverleri, halkı katlediyor. Kelle avcılığı yapıyor. O bu işleri yapmış, bu işleri yapanları yetiştirmiş, eğitmişti. Yani o halk düşmanı bir katildi.

Düşman sinsi, kurnaz davranıyor. Katliamla halkı sindireceğini, teslim alabileceğini zannetti. Ama evdeki hesap çarşıya uymayınca, beklemediği bir direnişle karşılaşınca, Alevi kimliğinden yararlanılarak, direnişin kırılması için Kocadağ Cemevi yöneticilerini ikna etmeye yollanıyor. Kocadağ'da büyük ihtimalle planlayıcılarından biri olduğu katliamın ardından, bu sefer de kuzu postuna bürünerek katliama karşı büyüyen tepkiyi engellemek için Gazi'ye geliyordu. Susurluktaki kaza çok daha açık bir şekilde bu gerçeği tüm halkın gözünde daha da netleştirdi. Gazi katliamının sorumluları Susurluktakilerdi. Hüseyin Kocadağ bir kontrgerillacıydı ve hakettiği cezayı kaza sonucu da olsa bulmuştu.

KONTRGERİLLA

ÜMRANİYE'DE

Tarih 15 Mart 1985. Ümraniye'nin emekçi halkı Gazi'den yayılan isyan ateşine sessiz kalmıyor. Bir gün önce 5 bin kişiyle yapılan gösteriden sonra 5 Mart'ın sabahı yeni bir gösterinin hazırlıklarına tanık oluyor.

Birlik Mahallesi'nde toplanmaya başlayan halk saat 11.00 civarında 1 Mayıs Mahallesi'ne doğru yürüyüşe geçti. Kortej "Gazi Halkı Yalnız Değildir", "Kahrolsun Faşizm", "Halkız Haklıyız Kazanacağız" sloganlarıyla 1 Mayıs Mahallesi'ne vardığında yol boyunca katılanlarla sayı 10 bini aşmıştı. Sloganlarla 1 Mayıs'a gelen halk buradan Göztepe'deki Şahkulu Sultan Dergahı'na doğru yürüyüşünü sürdürdü. E-5 karayoluna çıkmadan kortejin önü polis barikatıyla kesildi. Devrimcilerin ısrarla barikatı aşma çabasına rağmen, Alevi dernekleri yöneticilerinin uzlaşmacı tutumu barikatların aşılabilmesini engelledi. Barikatlar fiili olarak zorlanmadan kitle geri döndü.

Gösterinin başladığı noktaya yaklaşıldığında polis yine barikat kurarak kitlenin önünü kesti. Ancak bu kez daha fazla sabredemedi halk. Uzlaşmacıların araya girmesine fırsat verilmedi. Gazinin isyan ateşi sardı ortalığı. Öfke, taş sopa oldu yağdı polislerin üzerine.

Ama düşman kalleş. Göğüs göğüse çarpışmaya cesareti yok. Geri çekilip kaçarken, bu kez ateş açılıyordu halkın üzerine. Yakındaki 30 Ağustos İlköğretim Okulu'nda ve inşaatta pusuya yatmış katiller ölüm kusuyordu. Ama kaçmadı Ümraniye'nin emekçileri, dağılmadılar. Ümraniye de bir Gazi olmuştu artık. Barikatlar kurulmaya başlandı hemen. Barikatların kurulduğunu gören katiller bir kez daha yenildiklerini anlayarak gerilerinde 9 şehit, yüze yakın yaralı bırakıp inlerine geri döndüler.

Halk Katilleri Tanıyor

Katiller pusuya yattıkları yerde kendilerini saklamaya çalışsalar da halk görmüştü onları. Yabancı değillerdi, kimlikleri iyi biliniyordu. Aynı bölgede daha önce görev yapan polislerdi. Biri "Ülkücü Turan" olarak tanınan sivil polisti, diğeri Apo ... adıyla tanınıyordu. Bir diğeri ise işkenceci olarak bilinen Ümraniye Karakolu'nda görevli polis Ahmet...

Polisler inlerine çekilince yerini bu sefer askerler aldı. Askerlerin halka saldırmaması ve uzlaşmacıların da bunu fırsat bilerek tekrar sahneye çıkması etkisini gösterince halk saat 21.00'e geldiğinde barikatları kendiliğinden boşaltarak evlerine dönüyordu.

KATİLLER

HALA ARAMIZDA

Katillerse hala ellerini kollarını sallayarak dolaşıyor. Onları halkın üzerine ateş ettirenlerin yakalayarak, yargılaması beklenemez elbette. Devlet kontrgerilla devleti, hukuk kontrgerilla hukukudur. Bunun en somut örneğini bugün Susurluk olayında yaşıyoruz. Emri verenler, bin operasyonları gerçekleştirenler, yüzlerce, binlerce insanı katledenler hiçbir şey olmamış gibi ortalıkta dolaşıyorlar. İbrahim Şahin resmi korumalarıyla "kaçak" geziyor, gazeteciler yerini buluyor ama devlet "bulamıyor". Üzerine devletin resmi görevlilerinin ifadeleri olmasına, aleyhinde onlarca maddi kanıt bulunmasına rağmen Kontra şefi Ağar hala çalım satarak dolaşıyor. Biri güya DGM'den kaçıp kayıplara karışıyor.

Herkesin gözü önün de danışıklı döğüş oynayıp halkla alay ediyorlar. Ama elbet bu kervan hep böyle yürümez, yürümemeli, yürümeyeceğini göstermeliyiz.
SUSURLUK BASINI, GAZİ BASINI


Burjuva basın, Susurluk'tan bu yana oynadığı rolle tüm eski günahlarını unutturmak istercesine "iyi ki medya var" sloganıyla, kendisine dönük bir aklama kampanyası sürdürüyor. Ama bu basın, katillerin yanında halka karşı oynadığı rolün, üstlendiği misyonun özeleştirisini yapmıyor, bunun muhasebesine istisnalar dışında girmiyor. Kontrgerilla nasıl devlet haline, iktidar gücü haline geldi? Katiller, infaz mangaları nasıl böylesine pervasızlaştı? Burjuva basın bunda nasıl bir rol üstlendi. Bu sorunun cevabını bulmak için, yüzlerce, binlerce örnek bir yana, Gazi örneğine bakmak yeterli. Katliamı Kim gerçekleştirdi:Kontrgerilla yaptığı katliamın ardından çesitli basın kuruluşlarını arayarak eylemi değişik örgütler adına üstleniyordu. Bu üstlenme kimi yerde İBDA-C (İslami Büyük Doğu Akıncılar Cephesi), kimi yerde TİT (Türk İntikam Tugayı), kimi yerde PKK ya da Devrimci Sol Oluyordu. Ancak eylemi "sol"un yapmış olabileceğini göstermek daha çok işlerine gelmiş olacak ki, ertesi günkü kimi gazeteler provokasyonu "PKK"nın yaptığını, kimi gazetelerse "Devrimci Sol"un yapmış olabileceğini yazıyordu. İçişleri Bakanının açıklaması da bu yöndeydi nasıl olsa. Nahit Menteşe Silahlı saldırıyı kimin yapmış olabileceği sorusuna kontrgerillanın ağzından "PKK de olabilir, İBDA-C veya Dev-Sol da olabilir. Tüm ihtimalleri değerlendiriyoruz" diyordu. Bunun inandırıcı olmayabileceğini düşünenler ise daha muğlak ifadeler kullanıyordu . En makbul görülenler ise "Provokasyon", "Karanlık Güçler", "Yunan Parmağı" vb. ifadelerdi.Burjuva basın ayaklanmayla birlikte "Bu Hain Tuzağa Düşmeyeceğiz" şeklinde ortak bir başlıkla çıkmıştı. Hürriyet, Milliyet, Sabah gazeteleri bu ortak başlık altında halkı "sağduyu"ya çağıran ortak bir metin yayınladılar. Peki "hain tuzak" kimin tuzağıydı? Burjuva basın bu sorunun cevabı olarak Gazi'de direnen devrimcileri gösteriyordu."Halk öfkesini sokağa döktü: Polis sanki suçlu gibi sindi. Halkın öfkesini yönlendiren kışkırtıcılara bile karşı koyamadı. Olayları büyütmeden yatıştıracak başarıyı gösteremedi...Bu vatanı kan gölüne dönüştürmek isteyen, insanları birbirine kırdırmak için çırpınanlar var" 14 Mart 1995 tarihli Hürriyet Gazetesi'nde Tufan Türenç böyle yazıyordu. 15 Mart 1995 tarihli Hürriyet Gazetesi'nde Oktay Ekşi "... Bu olaylar huzurumuzun ve laik cumhuriyetimizin iç düşmanları ile yurdumuzun dış düşmanlarının -bilerek veya bilmeyerek- yaptıkları işbirliğinin sonucudur. Onları kışkırtmak amacıyla düzenlenen bu alçakça suikastları, sabotajları kullanıp karışıklık çıkarmak isteyenler böyle ortamlarda çok faal olurlar" derken; "Devletin elinde, hızla tırmanan terör olaylarının ardında Yunan gizli servislerinin olduğunu gösteren belgeler var" diyordu Sabah ertesi günkü manşetinde. Kontrgerillanın yalanıydı. Ve onlar hiç sorgulamaksızın bu yalanları halka taşımakla meşguldüler. Kimisi de Milliyet'ten Yavuz Donat'ın yaptığı gibi başkalarının açıklamalarından alıntılar yapıp aktararak, kendi düşünce ve niyetlerini de böyle açıklamış oluyorlardı Yavuz Donat 15 Mart tarihli yazısına "Devlet Bakanı Necmettin Cevheri şöyle diyor" diyerek giriş yapıyor ve Necmettin Cevheri'nin neler söylediğini anlatıyor. "Gün gibi aşıkar, iki olayda organize... Önce 'ikinci olay' organize edilmiş. Yani karakol baskını... Kahveyi tarayacaksın ki karakol baskını olabilsin. Kahve tarama ile karakol baskını arasındaki 18 dakikalık süre bunun kanıtı değil de nedir?"Evet, herkes katliamın ardında bir provakatör arıyordu. Elbette ortada bir provokatör vardı. Ortada bir katliam olduğuna göre olması da gerekirdi. Ancak burjuva basın provokatörü bulmak için gösterilen adresi provokatörlerin kendisinden alıyorlardı. Polis Havaya Ateş Ediyor, Ama Hernedense Havadaki Kuş Yerine Yerdeki İnsanlar ÖlüyorduBurjuva basın da ayaklanmadan korkmuştu. Yıllardır söyledikleri yalanlar tutmamış, halk, onların hergün yeni baştan aklayıp yıkadıkları devlete yönelmişti. Halk öfkesini devlete karşı ayaklanarak gösteriyordu. Onlarsa kokuşmuş düzenlerini kurtarmak zorundaydılar. Yalan makinelerini bu kez de Gazi için işlettiler. Burjuva basının şimdi "temiz toplumcu, temiz siyasetçi" kesilen başyazarları, o günlerde halka karşı pislik yağdırıyorlardı. Burjuva basın ve TV kanallarının Gazi katliamı ve ayaklanmasına ilişkin haberleri yansıtışında, yorumlarında ortak nokta yalan ve çarpıtmalardı. Öylesine rezil, öylesine yalancı ve suç ortağıydılar ki, TV kanalları polisin halkın üzerine hedef gözeterek ateş edişini gösterirken aynı anda spiker "polisin havaya uyarı ateşi açtığını" söylemekteydi. Yeni Yüzyıl Gazetesi ise İçişleri Bakanı Nahit Menteşe'nin "Polis ateş etmedi" açıklamasını yayınlıyordu. Basın ve televizyonlar, Gazi olayları sırasında, bizzat kendi muhabir ve kameramanlarının polis tarafından küfürlerle dövülmesine bile ses çıkarmayacak kadar düşkünleşmişlerdi. Devrimcileri gazetelerinde oklarla işaretleyip "İşte provokatör" diye yayınladılar. Hiçbirinin okları Ayhan Çarkın'ları, Ercan Ersoy'ları, Hüseyin Kocadağ'ları göstermedi. Kameraları, objektişeri binlerce kişinin arasındaki "provokatörleri" bulup çıkarıyordu ama, nedense gözleri önünde halkın üzerine ateş eden kontrgerilla katillerin yakından bir fotoğrafını çekebilmek mümkün olmuyordu. Kameralar, objektişer onların yüzüne dönünce çalışmaz oluyordu.Ama işte Susurluk hepsini silinmez bir okla işaret etti.Evet şimdi, o gün halkla birlikte direnen devrimcileri hedef gösteren, halkı katleden katillerin suçlarını örtbas etmeye çalışanlar bugün de aynı mı düşünüyorsunuz? Ayhan Çarkın'ların, Ercan Aksoy'ların Gazi'de ne aradıklarını merak etmiyor musunuz? Görgü tanıklarının "Katliamı yapanların resmi polis otosu korumasında uzaklaştıkları" şeklindeki ifadeleri hala polisi karalamaya yönelik propaganda mı olarak görüyorsunuz? Katliam öncesi ve sonrasında polisin ortalıkta görükmemesi size hala olağan mı geliyor? Polisin infaz, katliam yapmayacağını hala savunabiliyor musunuz? Evet bu soruları cevaplamak durumundasınız? Yoksa bugün yaptığınız "temiz toplum, temiz siyaset" yaygaralarınız sizi paklamaya yetmez.

____________________________
Ya Onurlu Bir Barış Yada Görkemli Bir Direniş !
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://forumydy.yetkinforum.com
 
Gazi Katliamı
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Yolumuz Devrim Yolu :: Genel Kültür :: Alevilik-
Buraya geçin: