Yolumuz Devrim Yolu
Forumumuzdan daha iyi faydalanmak için ve bizlere destek olmak için lütfen üye olunuz..



 
AnasayfaPortalSSSKayıt OlGiriş yapZiyaretçi Defteri

Paylaş | 
 

 Nepal gerçeği ve türkiye solunun iflası

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
FiraT_58
Admin
Admin
avatar

Erkek Mesaj Sayısı : 372
Yaş : 25
Nerden : İZMİR
Kayıt tarihi : 06/12/08


Başarı Puanı Başarı Puanı:
100/47  (100/47)

MesajKonu: Nepal gerçeği ve türkiye solunun iflası   C.tesi Mart 28, 2009 11:35 am

NEPAL GERÇEĞİ VE TÜRKİYE SOLUNUN İFLASI

Eylemlerde Türkiyeli Maoistlerin kortejlerinden yükselen Nepal'de iktidara yürüyoruz sloganlarına eklenen "Nepal'de seçimler Maoist partinin büyük başarısı!" "Dünyanın çatısında emekçi rüzgarı", "Halk için bir zafer!" şeklindeki zafer kutlamaları karşısında Nepal'de yaşanan gerçekleri bir kez daha masaya yatırmak gerekiyor. Küçük burjuvaya has iktidar korkusunu, burjuva parlamentarizmine duyulan saygıyı, dar ulusal bakış açılarını, Stalinci aşamalar teorisini ve bütün bunların ifade ettiği Menşevizmi Nepal üzerinden aklayan Türkiye solunun büyük kısmına cevap vererek devrimci Marksizmin ilkelerini ortaya koymak üzerinden atlanılamayacak bir görevdir.
İncelemememize başlamadan önce "Nepal küçük, dünya siyasetinde etkisiz bir ülke; onu bu kadar gündeme almanın ne gereği var" diye düşünebileceklere karşı bu konuya bir açıklık getirmek gerekir. Sadece Maoizmin son tahlilde oynayacağı rolü görmek açısından bile bu inceleme gereklidir. Kaldı ki Türk solunun önemli bir kesiminin Nepal'deki gelişmelere alkış tuttuğu düşünüldüğünde meselenin küçük burjuva programla proleter devrimci program arasındaki fark olduğunu, bunun da evrensel bir karakter taşıdığını bu inceleme ortaya koyacaktır.
Ancak Nepal'in kendisini önemsiz bir ülke olarak görmemek gerek. Nepal stratejik olarak Hindistan'la Çin arasında ve enerji zengini Orta Asya'ya bitişik olarak konumlanmış bir ülke. ABD'nin Nepal'le yoğun olarak ilgilenmesi, eski ABD başkanı Jimmy Carter'ın ziyaretleri boşuna değil. ABD, Çin'i çevreleme stratejisi çerçevesinde Nepal'deki etkisini önemsiyor. Ayrıca, Nepal'deki devrimci bir atılım ile elde edilecek başarının etkisinin önce Asya'ya, sonrada dalga dalga dünyaya yayılacağını düşünerek gelişmeleri incelemek gerekir. Yani Nepal küçük olsa da Nepal'de yaşananlar dünya tarihinde büyük izler bırakacak potansiyeli barındırmaktadır. ABD ve diğer tüm burjuva güçler de bunu engellemek için halen Nepal'de yoğun mesai yapıyorlar. Tarihin sonu geldi, komünizm öldü çığırtkanlıkları yapanlara karşı Nepal'deki proleter devrim, 21. yüzyılın Ekim devrimi, ibrelerin tekrar proletarya, ezilenler ve sosyalist mücadele yönünde dönmesini sağlayacaktır. Ne yazık ki Nepal'de devrimin Menşevikleri sahne alırken Bolşevik aktörler ortada yoktur, meselenin özü de burada yatmaktadır.

Nepal'in Mücadele Tarihi

Dünyanın çatısı olarak bilinen Himalayalar üzerine yerleşmiş Nepal, köklü ve güçlü bir mücadele tarihine ve halen devam eden yüksek bir örgütlülük düzeyine sahip. 1950'lerden beri komünist parti geleneği (NKP) ve bu gelenekten kopan unsurlarla sol (Stalinist çizgide) Nepal'de etkili bir unsur oldu. Bu unsurlar, ülkede parlamenter yollarla iktidara ulaşabilecek kadar güçlendikleri her durumda mevcut rejime eklenme yoluna girdiler. Bu da birçok bölünmeyi beraberinde getirdi. (Nepal'de 20'ye yakın komünist parti var.) 1990 yılında meşruti monarşinin ilanı ve çok partili hayata geçişle birlikte komünist partilerin birleşmesiyle oluşan NKP-BML(Birleşik Marksist Leninist) burjuva partilerle birkaç kez iktidar ortağı oldu, azınlık hükümeti kurdu; yozlaşmanın dibine vurdu.
Halkın artan hoşnutsuzluğu ve buna karşın varolan komünist partilerin yozlaşmışlığı 1995 yılında kurulan Nepal Komünist Partisi-Maoist(NKP-M)'in hızla güçlenmesini sağladı. NKP-M yürüttüğü silahlı mücadele ile başlangıçta ciddiye alınmasa da hızla kitle içinde etki buldu ve büyük destek kazandı. Binlerce kişinin öldüğü 5 yıllık iç savaş sonunda kırsal alanın büyük çoğunluğunda kontrol sahibi oldular. Ama daha o saatte NKP-M'nin stratejisindeki tıkanma ortaya çıkmaya başlamıştı. NKP-M rejime öldürücü darbeyi vurabilecek güçteyken ateşkes ve karşılıklı çatışmalarla olayların gelişimini birkaç yıllığına yavaşlattı. Örneğin, NKP-M 2004 yılında, BM iki taraf arasında arabulucu olsun bu çerçevede silahları teslim edelim çağrısı yapmaktaydı([Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
).
Ne var ki Nepal'in yoksul halkının mücadele azmi 2006 Nisan ayaklanması krallığı mezara gönderirken NKP-M'nin de tıkanışının ve çelişkilerinin ortaya çıkmasını sağlayacaktı.
Nisan 2006 Ayaklanması

Nepal'de sınıf mücadelesi Şubat 2005'te kralın parlamentoyu feshedip olağanüstü hal ilan etmesiyle yeni bir döneme girdi. Kasım 2005 ise burjuva partilerini ulusalcı-ilerici güç olarak tanımlayan NKP-M'nin, "Yedi Partili İttifak" diye bilinen cılız Nepal burjuvazisi ve üst-orta sınıflarını temsil eden burjuva koalisyonla işbirliği içinde çalışacağını duyurması yeni bir dönemece tekabül ediyordu. NKP-M, kendi güçleriyle krallığı ortadan kaldırmayı rahatlıkla başarabilecekken küçük burjuva çizgisine has bir iktidarsızlık örneği göstererek çökmekte olan ve çökmesi gerektiği konusunda neredeyse bir konsensus olan krallık karşısında bile burjuvaların ve emperyalist sistemin desteğini aradı. 22 Kasım 2005'te NKP-M, "otokratik monarşiyi ortadan kaldırarak gerçek demokrasiyi kurmak" için demokratik güçlerle ittifaka girdiğini açıkladı. ([Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.], 22 Kasım)
2006'nın ilk aylarından başlayarak kitlelerin yaşadıkları sefalet düzenine karşı öfkeleri patlama noktasına geldi. Kraldan umudunu kesen Nepal burjuvazisinin de içinde yer aldığı büyük bir muhalefet dalgası tüm ülkeyi sardı. Krallığı son verilmesi talebiyle 100 bin kişinin katıldığı gösteriler düzenlendi. Genel grevle hayat tamamen durdu, blokajlarla düzen tamamen devre dışı bırakıldı. Sokağa çıkan kitlelere ateş açılmasıyla iki haftada yirmiye yakın gösterici öldürüldü. Sokağa çıkma yasağı ve vur emrine rağmen kitleler sokaklarda direnişin parçası olmaya devam ettiler. Kitlelerin kararlı mücadelesi, şubat ayında parlamentoyu feshederek mutlak hakimiyetini ilan eden Kral Gyanendra'yı geri adım atmaya ve Nisan 2006'da parlamentoyu açmaya zorladı.
Krallığa son darbeyi vuran rejimin kalbi büyük şehirlerdeki yaşamı durduran işçi sınıfı ve kent yoksullarının eylemleri oldu. Yoksul köylülerin direnişiyle sarsılan krallığı işçi sınıfının 10 günlük genel grevi köklerinden salladı ve eski ve yeni Nepal arasında büyük bir uçurumu açan yeni dönemi araladı.
Nisan ayaklanması işçi sınıfı öncülüğündeki işçi-köylü ittifakının proleter devrimle burjuvazi ve diğer gerici sınıfları mülksüzleştirip feodal kalıntıların tasfiyesi için en uygun dönemdi NKP-M'nin çağrısıyla iktidar kolaylıkla işçi sınıfı ve yoksul köylülerin eline geçebilirdi.
Alt sınıfların politik liderliğini NKP-M yapmaktaydı. NKP-M, ise tıpkı diğer komünist partiler gibi uzlaşmacı bir tutum takınıyordu. NKP-BML, NKP-M ya da diğerlerinin aynı noktaya gelmesi tesadüf değil. NKP-M ve diğerleri için Menşevik aşamalar teorisi, burjuvaziye ilerici anlamlar yüklenmesi bunları dökülmekte olan rejimin mezar kazıcısı değil hastabakıcısı yaptı.
NKP-M, Nepal burjuvazisi ile uzlaşma yoluna gitti. Doğu Asya'daki hızlı kalkınan Çin, Güney Kore, Singapur, Hong Kong örneklerine öykünen Nepal burjuvazisi, bu yolda gerekli olan uluslararası sermaye ile tam entegrasyonun önünde bir engel olan monarşiyi kaldırmak istiyordu. Ama Nepal Kongre Partisi önderliğindeki burjuvazinin en çok önemsediği şey monarşi kaldırılırken sömürülen sınıfların radikalizminin soğurulabilmesiydi. Bu ise ancak NKP-M'nin yapabileceği bir şeydi. (Nepal burjuvazisi monarşinin sembolik bir kurum olarak kalmasını da isteyebilirdi) Ve gerçekten de monarşinin tasfiyesi tam da hayal ettiği şekilde, NKP-M'nin kitle dinamizmini frenleme güvencesi altında oldu.
NKP-M kapitalist ilişkilere karşı çıkmayacağını belirtti. Programını Kurucu Meclis'in oluşturulması ve burjuva demokrasisine geçilmesiyle sınırladı. Böylelikle alt sınıfların devrimci mücadele boyunca kanlarıyla ödedikleri ağır bedeller büyük sermayenin önünü açmaya yaramış oldu. Burjuvazinin krallığın yıkılması ve parlamenter burjuva düzene geçişi kabul etmesi bundandır. Yani NKP-M burjuva programı hayata geçirmektedir
Olağan Burjuva Döneme Geçiş Süreci
16 Haziran 2006'da NKP-M ve Yedi Parti İttifakı masaya oturarak Kurucu Meclis seçimlerini gerçekleştirmek üzere anlaştılar. Anlaşma gereği Yedi Parti İttifakı liderliğindeki hükümet, parlamentoyu ve Maoistlerin kırsaldaki hükümetini feshedecek. Maoistler ve Yedi Parti İttifakı, Kurucu Meclis seçimlerine kadar geçici bir hükümet oluşturacak. Kurucu Meclis seçimlerinin yapılmasıyla birlikte Maoistler silahlarını Birleşmiş Milletler denetimine teslim edeceklerdi. Maoistler Kurucu Meclis seçimlerini yaşanmadan silahlarını BM'ye teslim ettiler. (Şimdilerde yaklaşık 30 bin NKP-M gerillası kamplarda olağanüstü kötü koşullarda barınmaya çalışıyor, bunların düzenli burjuva ordusuna katılması için pazarlıklar devam ediyor, ordu komutanı bunu kabul etmek istemiyor.) NKP-M, geçici parlamento ve burjuva ortaklı hükümetin içinde yer aldılar.
Kurucu Meclis seçimlerinin yapılması için üzerinde anlaşılan tarih Haziran 2007 olmasına karşın Nepal burjuvazisi seçimleri erteleye erteleye Nisan 2008'e kadar süreci uzattı. NKP-M, ne kadar ılımlı ve uzlaşmacı davranırsa davransın, Maoistlerin tanımladığı gibi süreç burjuva cumhuriyeti kurma süreci olunca burjuvazi sazı eline almak için elinden geleni yaptı. Nepal burjuvazisi kitlelerin devrimci enerjisinin boşalması, olayların yatışması ve kitle enerjisinin boşlamasıyla birlikte ibrenin NKP-M'den kendisine dönmesi için sabırla bekledi. Boşa uğraşmadığını da tarih kanıtladı.
NKP-M, sonunda 10 Nisan 2008'de yapılması için anlaştığı Kurucu Meclis seçimlerinden 601 üyeden 220'sini alarak çıktı. İlk Kurucu Meclisi toplantısı 28 Mayıs 2008'de düzenlendi ve 240 yıllık Shah monarşisinin sona erdiğini ilan etti.
Kraliyet yanlılarının hezimeti ve NKP-M'nin aldığı oylar kitlelerin kökten bir değişim için ne kadar büyük bir arzu içinde olduğunu göstermekte. Seçim zafer ve arkadaki kitle desteği ne kadar büyük olursa olsun NKP-M'nin küçük burjuva iktidarsızlığı ağır basıyordu. Çünkü NKP-M, süreci burjuva sınırlar içinde tutmak, burjuvalara ve onların emperyalist ortaklarına ne kadar ılımlı, uzlaşmacı olduğunu kanıtlamakla meşgul.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://forumydy.yetkinforum.com
FiraT_58
Admin
Admin
avatar

Erkek Mesaj Sayısı : 372
Yaş : 25
Nerden : İZMİR
Kayıt tarihi : 06/12/08


Başarı Puanı Başarı Puanı:
100/47  (100/47)

MesajKonu: Geri: Nepal gerçeği ve türkiye solunun iflası   C.tesi Mart 28, 2009 11:40 am

MAOİSTLERİN PROGRAMI
Burjuva Demokratik Devrim
NKP-M, Stalinist aşamalı devrim teorisiyle belirlenmiş bir programa sahip. Aslen Ekim Devriminde Bolşeviklerin gömdüğü daha sonraysa Stalinizmin yeniden dirilttiği 2.Enternasyonalci Menşevik çizgide olan bu tez uyarınca NKP-M, Nepal'de devrimin burjuva karakterde olması gerektiğini ve burjuvazinin de ilerici bir sınıf olduğunu savunmaktadır. Burjuvazinin örgütü olan Nepal Kongre Partisi'nin arkasında ise Hindistan ve ABD bulunmaktadır. İşte, bu durum NKP-M'yi emperyalizmle uzlaşmaya kadar götürmüştür.
"Burjuvazinin ilerici kanadı"nı keşfetmek, Stalinizm ve onun bir versiyonu olan Maoizme has uzlaşmacı pratiğe teorik kılıflar bulma yönteminin iyi bir örneğidir. Ki 1927 Çin devrimi'nde Stalin, burjuva milliyetçisi Komintang'ı ilerici kanadı ilan etmiş, daha sonraysa bu ilerici kanat Çin Komünist Partisi militanlarının binlercesini katletmiştir. 1979 İran devrimine gelindiğinde bu ilerici kanat yine devrimcileri katleden Mollalar olmuştur! Bu konuda Stalinizmin sayısız icraatı örnek gösterilebilir.
Bu yaklaşım, tarihin temel dinamiğini sınıf savaşımları gören Marksizmin reddinden başka bir şey de değildir.
Monarşinin kaldırılması, eğer bazı unvan ve ayrıcalıkların kaldırılmasıyla sınırlı kalacaksa anlamsızdır (ki devrim burjuva sınırlar içine hapsedildiği sürece başka türlüsü olamaz). Aklı başında hiç kimse yadsıyamaz ki demokratik görevlerin yerine getirilmesi gerekmektedir. Ancak burada sorun, bu devrimin hangi sınıfın önderliği altında, hangi sınıfın hegemonyasında gerçekleşeceği ve bu görevlerin ne tür bir siyasal iktidar aracılığıyla çözülebileceğindedir. Stalinci anlayış bunu burjuva demokratik bir aşamaya havale eder. Öte yandan sadece demokratik görevlerin yerine getirilmesine dayanan bir program dahi burjuvaziyi aşmaktadır. Mülkiyet ilişkilerine dokunan herhangi bir adım, karşısında burjuvaziyi ve onun uluslararası ortaklarını bulacaktır. Ki buluyor da! Toprak sorununun çözüme kavuşturulması gibi demokratik görevlerin başında gelen bir konu bile şu an Nepal'de çözüme kavuşturulmamıştır. Bırakın topraksız köylüye toprak dağıtılmasını, ayaklanma sürecinde el konulan topraklar bile NKP-M'nin yardımlarıyla(!) geri alınmıştır:
"Karan Thapar: İnsanlar, Prachanda, el konmuş toprakları geri verme konusunda emir verse bile Maoist liderlerin ona aldırmayacaklarını söylüyorlar. Yerel kadrolarınız emirlerinize itibar etmiyor mu?
Prachanda: Hayır, durum böyle değil. Toprakların geri verilmesi meselesi, çok hassas bir meseledir. Nepal'in batı bölgelerinde süreci başlattık. Fakat mevcut durumda köylülerin iskânı meselesini halletmek zorundayız. " [Kaynak: CNN - IBN News] ([Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
)
Dünya üzerinde Latin Amerika'nın balta girmemiş yağmur ormanlarından, Güney Kutbunda yaşayan Eskimoların yaşamına, Afrika'nın savanlarından Asya'nın en uzak köşelerine kadar kapitalist üretim ilişkilerinin etki etmediği, yaşamın akışının belirleyeni olmadığı yer kalmamıştır. En ücra noktalar bile kapitalizmin tanımlayıcısı olan meta ekonomisinin yasalarıyla belirlenmiştir. 48 saatlik haftalık en uzun çalışma saatlerinin ve 0,16 dolarla en düşük saat ücretinin olduğu Nepal'de bunlardan ayrı düşünülemez. Egemen bir sistem olarak "feodalizm" tanımlaması yanlıştır. Olsa olsa feodal unsurlarla kapitalist unsurların birarada bulunmasından bahsedilebilir, bu durumda bile feodalizm geçmişe ait olandır, gerilemektedir, en geri ülkelerin kaderi bile şehirlerde kapitalist ilişkilerin etrafında şekillenir. Bulundukları coğrafyalarda kapitalist üretim ilişkileri ile iç içe geçmiş (eski toprak ağalarının kapitalistleşmesi gibi) bu kalıntıları temizlemenin yolu kapitalist sistemi bertaraf etmekten ayrılamaz. Bu akıldan çıkarılmaması gereken ilk noktadır.
İkinci unutulmaması gereken nokta da burjuva demokrasileri en gelişkin olduğu ülkelerde ve genel olarak dünyada kitlelere ne sunmaktadır ki Nepal halkına da sunsun! Savaşlar, işgaller, sefalet, nükleer tehdit, katliamlar birer kazanımsa burjuva cumhuriyette bir kazanımdır! Burjuva demokratik devrim savunusu tarihin tekerleğini geri çevirmek istemekten; burjuva sistemin her yanından kokuştuğu bu çağda bu çağrıyı yükseltmek gericilikten başka bir anlam taşımaz.
Maoistler, burjuva demokrasinin politik enerjiden yoksun, feodal rejimlere geçerli bir alternatif sunmaktan uzak olduğunu kavrayamamakta ve kendilerini burjuva demokrasisini kurmaya sınırlamakta, devrimi burjuva demokratik aşamaya hapsetmektedirler.
Nepal'de demokratik görevleri de gerçekleştirme sorumluluğu devrimci işçi ve yoksul köylülerin omuzlarındadır. Ancak proletarya diktatörlüğü bu görevleri yerine getirebilme kapasitesindedir.
Devrimci atılımların önüne sonu gelemeyen aşamalar koyarak egemenler için devrim tehlikesini bertaraf eden Menşevik, Stalinist ve Maoist programların aksine devrimci Marksistler savaş bayraklarını süsleyen "sürekli devrim" şiarıyla devrimi sonuna, proletarya diktatörlüğüne götürmek için ileri atılırlar.
Nepal üzerine yazdığımız "İhanete Uğrayan Nepal Devrimi" yazımızda bunu şöyle ortaya koymuştuk:
"Oysa ki kulaklarını tıkamayan, gözlerini kapamayanlar açısından sürekli devrim çağrıları Marks'tan, Lenin'den, Troçki'den bu yana devrimci Marksistlerin ana çağrısıdır. Bunu Ekim Devrimi'nin 4. yıldönümünde yaptığı konuşmasında Lenin'in, burjuvazinin dünyanın hiçbir yerinde çözememiş olduğu burjuva demokratik görevleri Ekim Devriminin çok kısa bir sürede çözdüğünü belirtmesinden de anlayabiliriz:
'...Burjuva demokratik devrimin sorunlarını; ilerlerken, geçerken, bizim esas ve gerçek, bizim proleter-devrimci, sosyalist çalışmamızın "yan ürünü" olarak çözdük. Reformlar ... devrimci sınıf mücadelesinin yan ürünüdür. Burjuva demokratik dönüşümler ... proleter, yani sosyalist devrimin yan ürünüdür.... Birincisi ikincisine doğru büyür. İkincisi geçerken birincisinin sorunlarını çözer.'"

____________________________
Ya Onurlu Bir Barış Yada Görkemli Bir Direniş !
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://forumydy.yetkinforum.com
FiraT_58
Admin
Admin
avatar

Erkek Mesaj Sayısı : 372
Yaş : 25
Nerden : İZMİR
Kayıt tarihi : 06/12/08


Başarı Puanı Başarı Puanı:
100/47  (100/47)

MesajKonu: Geri: Nepal gerçeği ve türkiye solunun iflası   C.tesi Mart 28, 2009 11:40 am

Ilımlılığını İspat ve Neoliberalizm Savunusu
Kurucu Meclis'in üyelerinin üçte birinden fazlasını kazanan NKP-M, burjuvaziyi, iş çevrelerini ve yabancı yatırımcıları çıkarlarının korunacağına ikna etmekle meşgul. Bunu yaparken de neoliberal bir söylemde bulunmaktan kaçınmıyor. NKP-M'ye göre kapitalist gelişim neoliberal politikalar temelinde gerçekleşecek. Emekçi sınıflar, acımasız sömürü şartlarında yerli ve yabancı sermayeyi zenginleştirecekler. Proje bu, pes doğrusu.
Maoist liderlerin ne sosyalizmle bir işleri var ne de işçi ve yoksul köylülerin çıkarlarını temsil ediyorlar. Aksine NKP-M liderliği feodalizme son vermek adı altında Nepal kapitalizmini kurtarmak için hareket etmektedir.
Nepal Times için yapılan bir röportajda, Bhattarai(NKP-M Başkan Yardımcısı) şöyle söylemişti:
"Feodalizme son vermek istiyoruz dediğimiz vakit, özel mülkiyeti ortadan kaldıracağız anlamına gelmiyor. Şu anki ekonomik gelişmemiz, bizim dilimizde burjuva demokratik devrimdir, diğer bir deyişle, kolektifleştirme, toplumsallaştırma ve ulusallaştırma mevcut gündemimiz değildir. Bizim gibi zayıf ve geri kalmış bir ülke için devlet düzenleyici ve kolaylaştırıcı bir rol oynamalı diyoruz. Mali politikalar ve vergi politikaları olmadan, yabancı yatırımlar daha baskın hale gelebilir bu nedenle devlet yerli özel sektörü ve serbest piyasayı korumalıdır." ([Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
)
Bhattarai, bu sözleriyle ulus-devletin neoliberal tanımını da yapmış oluyor.
Prachanda ve Bhattarai, Nepal Ticaret ve Sanayi Odaları Federasyonu ile görüşmesinde de aynı mesajı veriyordu: "10 yıl içinde, bize ekonomik devrim için büyülü bir çalışma yapmamıza ve dünyayı büyülememize izin verin.", "Özel yatırımlara izin vereceğiz ve de yabancı yatırımı destekleyeceğiz. Güveninizi kaybetmeyin, sanayiyi zapt etmeyeceğiz. Ekonomik başarı kazanmak için sizin işbirliğinize ihtiyacımız var."
Bhattari'nin açıklamalarına göre kendi yönetimleri altında ekonominin işleyişinde "Devlet iş yaşamına karışmayacak. Yatırımcıları üretkenliği artırmak ve iş olanakları yaratmak için teşvik edeceğiz." ([Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.])
Prachanda, İngiltere kökenli Telegraph ile yaptığı röportajda uluslararası yatırımcılara sermayelerinin Nepal'de güvende olduğu garantisi verip ekliyordu: "Sosyalizm için mücadele etmiyoruz. Biz sadece feodalizme karşı savaşıyoruz. Kapitalist üretim biçimi için savaşıyoruz. Kapitalistlere ve sanayicilere daha fazla kar sağlamak için uğraşıyoruz." (Thomas Bell, "Nepal's 'fierce one' spurns Chairman Mao and claims centre ground in peace talks," The Telegraph, 1 Kasım 2006.)
Prachanda, yatırımcıları korumak için eski Maoist gerillalardan oluşan özel sanayi işletmelerini koruyacak 'sanayi güvenlik güçleri' kuracaklarına bile söz verdi.
Prachanda and Bhattarai, yoğun işgücü sömürüsüne dayalı Malezya, Güney Kore'yi yabancı yatırımı teşvik etmek için örnek alıyorlar. Nepal'de kutsanan "demokratik cumhuriyet" projesi halkların hayatında en ufak bir iyileşmeye tekabül etmeyecektir. Nepal'deki emekçi sınıflar tıpkı Çin, Vietnam vb ülkelerde görüldüğü üzere yoğun bir sömürüye tabi tutulacaklardır.
Prachanda, bir açıklamasındaki "güçlü bir ulus inşa etmek için güçlü bir el lazım" sözü insana "demir lady" Margareth Thatcher'ı hatırlatıyor.
Maoist liderler, Dünya Bankası şefleriyle Nepal'de gelecek gelişimin planları için birlikte tartışmakta ve kendi yönetimlerinde burjuvazinin çıkarlarının korunacağı konusunda onlara söz vermektedir.
Bu konuda diğer bir ibret verici olay da Prachanda'nın Nepal'i "Asya'nın İsviçresi"ne dönüştürmekten bahsetmesi ve küreselleşmenin kaçınılmaz olduğundan dem vurmasıdır. ([Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
NKP-M Uluslararası Proletaryaya Değil Emperyalistlere Güvenmeyi Tercih Ediyor!
Stalinizmin, Maoizmin temel özelliklerinden biri proletaryanın uluslararası atılımlarına güvensizlik, dünya devrimine inançsızlık, bu çerçevede sosyalist dünya devrimine düşmanlıktır.
Hindistan, ABD müdahalesi ile ezilme fenomeni (ki Nepal burjuvazisi, Jimmy Carter gibi katillerle ittifaklara girmektense devrim mücadelesinde ezilmek büyük bir onur olacaktır) Maoistlerin Nepal burjuvazisi ve emperyalistlerle uzlaşma peşinde koşan kendi çizgilerinin bir meşrulaştırma aracıdır.
NKP-M, devrimci bir atılımla kaderini uluslararası proletaryayla ortaklaştırmaktansa uluslararası kapitalist sisteme bel bağlamayı tercih etmektedir. NKP-M, monarşiye son verip burjuva demokrasisini inşa etme sürecinde sadece cılız Nepal burjuvazisinin değil Hindistan, ABD, BM gibi emperyalistlerden de icazet alma derdindedir.
Prachanda, ilk ziyaretinde, "Hindistan'a değişen bir mesajla gidiyoruz.", "Sadece meşruti monarşiye arka çıktığı için Hindistan'ı karşı devrimci bir güç olarak adlandırıyorduk. Hindistan bundan böyle bu şekilde davranmadığından Hindistan'ı karşı devrimci olarak nitelendirmenin gereği yok." diyordu. (Himalayan News Service Kathmandu, 17 Kasım 2006). Prachanda, bir açıklamasında ABD müttefiki Hindistan hakkında bakın neler döktürüyor: "Hindistan ile Nepal arasında yeni bir ilişkinin oluşmaya başladığı söylenebilir ve özellikle bizimle Hint hükümeti arasındaki ilişkiler bakımından da bir gelişmeye işaret eder. Geçmişten bugüne Hint hükümetinin yardımları herkes tarafından biliniyor." Sözlerine bu gelişmeden duyduğu sevinci anlatarak devam ediyor: "Bu konuda çok mutluyum, çünkü biz Hindistan ile tarihsel, kültürel ve coğrafi olarak ilişkilere sahibiz aynı zamanda Hindistan hızla büyümekte olan bir ekonomiye sahip. Hindistan ile işbirliği yapmadan Nepal'e istikrar ve refah getirmek mümkün değil ve hatta aşağı yukarı imkansız� Hindistan ile işbirliği geliştirilmeden Nepal için hiçbir şey yapamayız." ([Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
)
ABD ile ilişkilere gelince sıcak mesajlar orada da hissediliyor! "ABD ile yakın ilişkiler kurmak için çalışıyoruz" diye açıklamada bulunuyordu NKP-M merkez komite üyesi C. P. Gajurel. Diğer Nepal politikacıları gibi Prachanda, eski ABD Başkanı Jimmy Carter'ı Kurucu Meclis seçimlerini izlemesi için davet etti: "Yardımcı bir ortamda Kurucu Meclis seçimlerinin yürütülmesinde sorumluluk üstlenmenize değer veriyorum." Açık ki bu çağrı sadece Carter'a yönelik olmanın ötesinde. Bu Amerikan yönetici sınıfı ile yakın ilişkiler kurmayı amaçlayan bir adım.
Prachanda, 2007'deki ziyareti sırasında Jimmy Carter'la biraraya gelerek, yayınlanan "terörist" listesinin değiştirilmesini istemişti. Prachanda, Carter'ın Nepal ziyareti sonrasında, ABD başkanı ile görüşüp bu konuyu gündeme getireceğine ilişkin taahhüt verdiğini açıklamıştı. Toplantı boyunca NKP-M liderleri, Carter'a Genç Komünistler Ligi'nin çalışmaları, barış süreci, seçim sonuçları ve Nepal ile ilgili güncel politikalar konusunda bilgilendirmelerde bulunmuşlar. Hatta Jimmy Carter'a Genç Komünist Ligi'nin "hatalarını" düzelteceği sözü veriliyor. İşte ABD'lilerden icazet alma çabası! Gerçekten de Carter NKP-M'nin ABD'nin terörist örgüt listesinden çıkarılması gerektiğini söyledi.
Müttefiklerini emperyalistler arasında arayanların aksine devrimci Marksistler devrimci atılımlarında bulundukları ülkenin işçi sınıfı, ezilenler ve uluslararası proletaryadan başkasına bel bağlamazlar. Bolşevik çizgi bulunduğu ülkedeki devrimi proletaryanın uluslararası kalkışmasının bir başlangıcı olarak görür, kaderini dünya proletaryası ile ortaklaştırır.
Kaldı ki sosyalist dünya perspektifi yüksek bir ideal değildir. Tarihsel materyalist dünya görüşünün bir sonucudur. Tarihin birçok döneminde olduğu gibi Nepal sürecinde de haklılığını ispatlamıştır. NKP-M, sürekli devrim programına göre hareket etmiş olsaydı, proleter devrimin zilleri tüm Asya'da çınlayacak, kızıl bayrak sömürülen Asyalı emekçiler tarafından yükseltilecekti. Üstelik dünya kapitalizminin kriz içinde bulunduğu düşünüldüğünde bunun yaratacağı potansiyellerin ne kadar büyük olduğu ortadadır. Zaferi garanti edemezsiniz ama zafer için izlenecek yol sürekli devrim yoludur.
NKP-M ise devrimi durdurarak son kertede ABD-Hindistan bloğunun işini görmüştür. Kitlelere ise neoliberal sömürüden başka bir şey vaat edememektedir. Yaptığının bir anlamı da çürümekte olan, krizler içinde sallanan kapitalizme Nepal'de alanlar açmaktır.
Ki bu durumun uluslararası kapitalist sistemin borazanları da farkındadır. Reuters, "Nepal Maoistlerinin kazanması yurtdışında yanlış alarm zillerini çaldırdı" diye yazıyordu. Maoistler, uluslararası burjuva basınca, "her şeyin ötesinde ulusalcılar, solcu değil" diyerek tanımlanıyor ve ekonomik politikaları "oldukça liberal" olarak açıklanıyordu. İş çevrelerinin takip ettiği bir websitesi "Uzlaşmacı isyancıların sanayi taraftarı, kapitalist ekonomiyi teşvik edeceği sözü üzerine Nepal menkul kıymetler borsası kendine geldi" demesi manidardır.
Silahlı Reformizm
Tarih, defalarca radikal söylemine, silahlı mücadele yürütmesine, büyük bedeller ödeyen mücadelesine karşın nihai hedefe bir adım kaldığında, mesele iktidarı almak olduğunda küçük burjuva iktidarsızlık krizlerine girip iktidarı eline almaktansa onu burjuvaziye armağan eden, burjuvaziden destek almak için her türlü uzlaşmaya razı olan örneklere tanıklık etmiştir. Bunun dışında silahlı güçlerini esas olarak iktidarla uzlaşmak, iktidar nimetlerinden yararlanmak ya da genel olarak muhatap alınmak üzere pazarlık aracı olarak kullanan örgütlere Latin Amerika'da, Afrika'da oldukça sık rastlanmıştır.
Aslolan söylemler değil programla belirlenen eylemdir. Bir siyasi çizginin devrimciliğini de belirleyen onun bütün eylemlerini çizen programıdır. Aslolan programdır!
Bu bağlamda Maoist programın sahip olduğu demokratik devrim açılımıyla ihanetten öteye gidemeyeceği, devrim için öne atılan kitleler ısrarcı davranırsa onların karşısında olacağı aşikardır.
Ortada olan silahlı reformizmdir. Burada kastedilen silahlı mücadele yürütülse de bu hareketler programları dolayısıyla düzeniçilikle belirlenmiştir. Silahlı reformizmin dayandığı sosyal süreçler nelerdir? Tarihsel gelişimin belirli bir aşamasında sınıflar arasındaki denge en temel taleplerin bile legal alana çıkmasını engeller. Diğer taraftan uzlaşmaz çelişkilerin derinliği mücadelede son derece radikal yöntemlerin kullanılmasına yol açar. Ne var ki belirli bir kırılmadan itibaren harekete yön veren unsurlar hakim güçlerle uzlaşma yoluna giderek elde edilen aşırı kısmi sonuçları devrim diye gösterebilirler. Kellesini ortaya koyan alt sınıfların payınaysa ihanet düşmüş olur.
İşte silahlı reformizm çizgisinin Prachanda ağzından ortaya konuluşu:
"
Soru: Teklif ettiğiniz şey parlamenter partilerin bir devrim yapması mı?
Prachanda: Evet, hem de üstlenecekleri bu rolle tarihe damga vuracaklar. Ama buna hazır değiller. İkinci yol da bir süredir tartışmakta olduğumuz bir yol, Birleşmiş Milletler ya da başka bir güvenilir kurumun denetlemesi." (Hindu dergisi ile yapılan röportajdan, [Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
)
Nepal'de Son Süreç ve NKP-M
Kurucu Meclis Nisan ayından sonra çalışmalarına başladı. Kurulacak hükümet için başbakan seçiminin yapılması ise haziran aylarına kaldı. Başkan seçimi ise temmuz aylarında yapılabildi. Bu seçimlerden büyük beklentileri olan NKP-M hüsrana uğradı. Meclisteki 25 partinin 23'ü, hükümet ortakları olacaklarına kesin gözle baktıkları Nepal Kongre Partisi ve NKP(BML)'de dahil olmak üzere, NKP-M'nin adayının seçilmemesi için ittifak kurdular.
Başkanlık seçimi öncesinde hükümeti kurunca neler yapacakları konusunda sayfalarca röportaj veren, Prachanda'nın başbakan olacağına kesin gözle bakan NKP-M Başkanlığı Nepal Kongre Partisinin adayının kazanmasıyla birlikte hükümeti kurmaktan çekildiğini, muhalefet olarak kalacağını açıkladı.
Gelişmeler, daha önceki Nepal incelemelerimizde ortaya koyduğumuz şekilde, NKP-M tarafından burjuva cumhuriyet olarak tanımlanan süreç gerçek sahipleri Nepal burjuvazisi ve onun uluslararası ortakları tarafından şekillenmeye başlanmıştır. Tarih onu göreve çağırdığında harekete geçmeyen NKP-M'nin sonu ise sisteme soldan payanda olmaktan öteye gidemeyecektir. NKP-M her şeyi berbat ettikten sonra vaziyeti kurtarmaya yarayacak bir göstermelik sol çıkış bile yapamayacak kadar batmıştır.

____________________________
Ya Onurlu Bir Barış Yada Görkemli Bir Direniş !
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://forumydy.yetkinforum.com
FiraT_58
Admin
Admin
avatar

Erkek Mesaj Sayısı : 372
Yaş : 25
Nerden : İZMİR
Kayıt tarihi : 06/12/08


Başarı Puanı Başarı Puanı:
100/47  (100/47)

MesajKonu: Geri: Nepal gerçeği ve türkiye solunun iflası   C.tesi Mart 28, 2009 11:41 am

Türkiye Solu ve Nepal
Nepal'de yaşananlar sadece NKP-M'nin değil, bu süreci eleştirisiz sahiplenen Türkiye solunun çok büyük kısmının da devrim laboratuarıdır.
Nepal'de kapitalist bir ulus-devlet inşasından başka bir görevi olmadığını söyleyen NKP-M'nin alkışlanması, ulusal kalkınmacı bir çizgi izleyen Chavez övgüleri Türkiye solunun büyük kısmının programatik darlığı ve ölmüşlüğünü ortaya koymaktadır. Türkiye solunun çoğunluğunun NKP-M ve Chavez'e yönelik desteklerinin altında yatan onlarda kendi programlarını ve onun uygulanışını görüyor olmalarıdır.
Öyleyse uzlaşmacı, ulusal kalkınmacılık dışında bir programa sahip olmayan bu tür hareketlere verilen destek Türkiye'de devrim günü gelip çattığında bu hareketlerin gidebileceği noktayı bize göstermektedir.
Örneğin, Atılım gazetesinin NKP-M'nin resmi yayın organı KutupYıldızı'ndan düzenli olarak yaptığı çevirilerde NKP-M liderliğinin devrim programı olarak ulus-devletin neoliberal yorumunun savunuculuğu yapması karşısında sessiz kalması nasıl değerlendirilmeli:
"Mali politikalar ve vergi politikaları olmadan, yabancı yatırımlar daha baskın hale gelebilir bu nedenle devlet yerli özel sektörü ve serbest piyasayı korumalıdır." ([Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
)
Ya da Kızılbayrak'ın Prachanda'nın şu sözlerinin yer aldığı röportajı yayınlamasına ne demeli:
"Ve yeni bazı imkânlar yaratabilecek endüstriyel sektörde yatırım yapması ve istihdam yaratması için ulusal kapitalistlerimizi ve ulusal burjuvazimizi cesaretlendirmek istiyoruz. Onlar vasıtası ile yabancı sermayeyi çekmek istiyoruz, fakat bizim kararlarımıza ve bizim önceliklerimize göre." ([Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.])
Türkiye solunun büyük kısmı neden bu durumdadır? Doğru dürüst bir programla Nepal'de yaşananların eleştirilmemesine ne denilebilir? Şunu ortaya koymak gerekmektedir ki 12 Eylül darbesiyle alınan yenilgiyle hesaplaşmayan, geriye dönüp hatalarını tespit ederek kendini yeniden yapılandırmayan, 1990'larda kabelerinin çöküşüyle birlikte ideolojik olarak da çözülmüş durumdaki Türkiye solunun önünde duran aşılamayan, ölü programlarıyla da aşılamayacak olan bir tıkanmadır.
Burjuva düzenin tüm dünya insanları gözünde çürüdüğü günümüzde burjuva cumhuriyet savunuculuğunun gericilikten başka bir yere tekabül etmediği ortadadır. Öyleyse programları burjuva cumhuriyet savunuculuğunun, burjuva demokrasisi hayallerinin ötesine geçemeyen siyasal hareketlerin varacakları nokta Nepal'den, Venezuella'dan daha öte olmayacaktır ve kitlelere nihai kurtuluşun yolunu açmakla uzaktan yakından alakası yoktur.
Öyleyse görev devrimci Marksist bir programla donanmış bizlere düşmektedir. İşçi sınıfı, yoksul köylülük ve ezilenlerin kurtuluşunun adı olan sosyalist devrimlerin ancak ve ancak sürekli devrim şiarıyla ilerleyen bir Bolşevik partinin varlığı koşullarında mümkün olabileceğinin bilinciyle bu görev için ileri!
Aynur Akman
Marksist Bakış'ın 15. sayısından alınmıştır.

____________________________
Ya Onurlu Bir Barış Yada Görkemli Bir Direniş !
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://forumydy.yetkinforum.com
 
Nepal gerçeği ve türkiye solunun iflası
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Yolumuz Devrim Yolu :: Devrim Ve Sosyalizm :: Dünya Devrim Tarihi-
Buraya geçin: