Yolumuz Devrim Yolu
Forumumuzdan daha iyi faydalanmak için ve bizlere destek olmak için lütfen üye olunuz..



 
AnasayfaPortalSSSKayıt OlGiriş yapZiyaretçi Defteri

Paylaş | 
 

 KomÜnİst Manİfesto 2008’de Ne Anlatir?

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
FiraT_58
Admin
Admin
avatar

Erkek Mesaj Sayısı : 372
Yaş : 26
Nerden : İZMİR
Kayıt tarihi : 06/12/08


Başarı Puanı Başarı Puanı:
100/47  (100/47)

MesajKonu: KomÜnİst Manİfesto 2008’de Ne Anlatir?   Çarş. Mart 04, 2009 12:01 pm

KOMÜNİST MANİFESTO 2008’DE NE ANLATIR?


Engels’e göre, Manifesto 1887’de bir Ermeni entelektüeli tarafından Ermeniceye çevrilmiş ve İstanbul’da bir kitapçıya verilmiş, bu bilginin doğruluğu tartışılıyor. Ama Engels’in, İstanbul’u Manifesto’nun okunması gereken bir yer olarak görmüş olması önemlidir...


MEHMET
AKKAYA


Manifesto yayımlanalı 160 yıl oldu. Yayımlandığında, dünya komünistlerinin programlarını yansıtması bakımından büyük bir öneme sahipti. Günümüzde de, Marksist düşünce dizgesini özet ve ilke düzeyinde dünya kamuoyuna bütün canlılığıyla duyurmaya devam ediyor. Metin felsefi içeriğiyle de son derece önemli. Metnin nesnel bir tutumla yazıldığı da gözlerden kaçmıyor. Edebi bir üslupla yazıldığına ise şüphe yok. Her cümlesinin üzerine kitap yazılacak denli bilgi içeriği kuvvetli bir metin. Örneğin, metinde geçen “zor” sözünden hareketle Engels, “Tarihte Zorun Rolü” diye metinden bağımsız bir çalışma da yapmıştı. “Katı Olan Her Şey Buharlaşıyor” cümlesinden yola çıkan M. Berman da bu başlıkla bir kitap yazmış bulunuyor; bunlar ilk akla gelenler.
Metnin nesnel bir yapıda olmasının nedeni, duyguyla değil akılla yazılmış olmasıdır kuşkusuz. Çünkü “ideolojik kaygılar” bir kenara bırakılmıştır. Ama kelimenin gerçek anlamında metin oluşturulurken, felsefi-ideolojik bir tutum alınmıştır. Yani nesnel planda bir felsefi ideolojik metin ortaya konmuştur. Komünist Manifesto’da burjuvazi, komünistlerin kabul etmeyeceği denli verimli ve devrimci bir sınıf olarak değerlendiriliyor. Bu, kapitalizmi toptan olumsuzlayan Rousseaucu romantik felsefe anlayışından bakıldığında kabul edilemez bir değerlendirmedir, zira metnin daha başlarında şöyle yazar:”Burjuvazi tarihte son derece devrimci bir rol oynamıştır”. Beri yandan Manifesto, liberal felsefenin tüm argümanlarına karşı da burjuvazinin anti-hümanist yüzünü gözler önüne seriyor. Kitleleri açlığa mahkum ederken, onların mülkiyet, aile ve ahlaki değerlerini sömürürken, yani emekçileri kendilerine yabancılaştırırken kapitalizm, gerçek yüzünü göstermektedir. Şöyle yazar Manifesto’da: “Makinenin bir uzantısı olup çıkmıştır işçi (...) bir işçinin maliyeti neredeyse bütünüyle, hayatta kalabilmesi ve soyunu sürdürebilmesi için gerekli geçim araçlarıyla sınırlıdır”.
Manifesto üzerine yapılan tartışmalar öncelikle Marksist düşünce sisteminin daha derinden kavranmasına olanak verirken bir yandan da bu düşünce sisteminin birçok teorik sorununun da analiz edilmesine imkân vermektedir. Bu çalışmaların, Manifesto tartışmalarına geniş bir kesimin katılmasını da beraberinde getirdiği anlaşılıyor. 2008’deki tartışmalar Manifesto’nun muhaliflerine de bir yanıt vermekten geri kalmadı. Mesela Nazlı Ilıcak ve benzerlerinin yerli yersiz ama her tartışma ortamında “komünizm öldü” diye inanmak istedikleri duygu ve düşünce ortamlarını da ters yüz etmiştir.
Marks ve Engels (özellikle Marks), tüm metinlerinde olduğu gibi Manifesto’da da edebi bir yöntem izliyor; yeri geliyor benzetmeler yapıyor, metaforlar kullanıyor, deyimler üretiyor; yeri geliyor tasvirlere başvuruyor, akıcı bir dili tercih ediyor, yalına yöneliyor. Böylece günümüzde ve ülkemizde entelektüel arenada tartışılan birçok probleme ışık tutuyor. Manifesto’nun 2008 yılındaki çevirilerini de dikkate alarak söylersek, Kasım 1847’de yazılıp Şubat 1848’de ilk olarak yazarlarının adı belirtilmeden Almanca yayınlanan metin, ülke ve dünya gündeminin durulmuşluğundan dolayı da şu yaşadığımız dönemde daha anlaşılır bir hale gelmiştir diye düşünüyoruz.
Manifesto’nun adı çok sayıda siyasetçinin, aydının, örgütün ve partinin ilgisini çekmektedir. Ona kısaca “Manifesto” dense de, yaygın kullanılan adı Komünist Manifesto’dur. Asıl adının ise Komünist Parti Manifestosu olduğu biliniyor. Neden Sosyalist değil de Komünist denmiştir? Manifesto’nun üzerine yazılan yorumlardan anlaşıldığına göre Marks ve Engels’in çevresinde toparlanan kesimler kendilerini ütopik sosyalistlerden ayırmak için bu yola başvurdular. Çünkü ütopikler olarak bilinen S.Simon, Fourier, Owen kendilerini sosyalist olarak adlandırıyorlar ve kamuoyunda öyle tanınıyorlardı. Manifesto’nun izinden gidenlerin, Paris Komünü’nün yenilgisi üzerine “sosyal demokrasi” kavramına yöneldiklerini düşünenlerin de olduğunu biliyoruz. Fakat sonuç itibariyle Manifesto’nun izleyicileri bugün açısından sosyalizmi bir geçiş dönemi, komünizmi de sınıfsız dünya toplumu olarak literatüre kabul ettirmiş durumdalar.

MUSTAFA SUPHİ - ŞEFİK HÜSNÜ ÇEVİRİSİ
Engels’e göre Manifesto 1887’de bir Ermeni entelektüeli tarafından Ermeniceye çevrilmiş ve İstanbul’da bir kitapçıya verilmiş, bu bilginin doğruluğu tartışılıyor. Ama Engels’in, İstanbul’u Manifesto’nun okunması gereken bir yer olarak görmüş olması önemlidir. Tartışılmayan bir şey var ki, o da ilk olarak Mustafa Suphi’nin başlayıp Şefik Hüsnü’nün tamamladığı çevirinin, Manifesto’nun Türkçeye kazandırılmış ilk çevirisi oluşudur. Şefik Hüsnü, çevirdiği metnin girişinde Manifesto’yu Anadolu işçi ve köylüsünü harekete geçirmek için çevirdiğini ve ayrıca aydınlara yönelik hazırladığını söylüyor. Bu da Engels’in işaret ettiği örnekte olduğu gibi Türkiye’de işçi sınıfının köklerinin sanılandan eskiye uzandığını göstermesi yönünden değerlidir. Oysa Mustafa Kemal, 4 Ocak 1922’de Lenin’e yazdığı bir mektupta Türkiye’de işçi sınıfı olmadığı için kapitalist yola girmek zorunda kaldıklarını yazıyordu. Anlaşılıyor ki 1920’li yıllarda örgütlü ve mücadele içinde pişmiş, bilinçlenmiş bir proletarya olmasa da, onun ortaya çıkacağı koşullar vardı, bu koşullar egemen kesimler tarafından daha filizlenmeden kurutuldu. Yani 1920’lerde gelişmiş bir işçi-köylü mücadelesi olmasa bile (ki olmadığı aşikar) bu mücadeleye imkan verecek bir potansiyelin olduğuna dair yeterli gösterge vardır. Manifesto’nun ülkemiz tarihindeki serüveninden bu anlaşılabiliyor.
Manifesto her dönem, üzerine çeşitli yazılar yazılan, eleştiri ve değerlendirmeler yapılan bir metin oldu. 160. yılından bakıldığında yazarlarının metin üzerine yazdıkları önsözler de göz önünde bulundurulursa bir hayli zenginleştiği görülmektedir. Bu katkılara elbette özellikle 160. yılı nedeniyle ülkemiz entelektüellerinin yaptıkları çalışmalar da eklenmelidir. Dolayısıyla bu “zenginleşmiş” haliyle metin, kuşkusuz Marksizmin emekçilerce daha iyi anlaşılmasına büyük katkı sunmaktadır. Çünkü 2008’deki çalışmalarla beraber Manifesto, Marksist teorideki birçok konunun iyiden iyiye anlaşılmasına da olanak vermektedir.
Komünist Manifesto’nun yeni baskıları, önemli sayılabilecek yeni anlamalar da getirmiş bulunuyor, filolojik açıdan da önemli anlamalar ortaya konuyor. Bunlardan biri ilk paragrafta geçen “Avrupa üzerinde bir hayalet dolaşıyor” cümlesindeki hayaletin ölüyü işaret ettiği vurgulanarak bunun heyula olarak düzeltilmiş olmasıdır ki, gerçekten de komünizm ölü olan bir şey olmayıp tam tersine canlıdır ve dinamiktir. Hayalet yerine heyula denmelidir. Burjuva devletinin, niteliğine ilişkin bir anlama da değişmiştir. Devletin, sadece yürütme organının değil tüm organlarının burjuvazinin bürokratik işlerini gören bir mekanizma olduğunun altı çizilmiştir. Nitekim Manifesto yazarları şöyle söylüyor: “Modern devlet iktidarı bütün burjuva sınıfının ortak işlerini yöneten bir kuruldan başka bir şey değildir”. Önceki anlamada ise genellikle devletin sadece yürütme erkinin burjuvazinin işlerini gören bir güç olduğu, diğer organlarının ise halkın tümüne hizmet ettiği düşünülüyordu. Manifesto’da geçen ulus ve milliyet sözleri de açıklık kazanıyor. Marks, Engels ve dönemin komünistleri ulus deyince devlet olarak organize olmuş bir halkı, ülkeyi anlıyorlar. Milliyet deyince de devlet haline gelmemiş farklı etnik grupları işaret ediyorlar. Özellikle bizim gibi ekonomik-sosyal yapıya sahip ülkelerdeki ulusalcı kesimler soyut bir emperyalizm “kavram”ına karşı mücadele ettiklerini düşünedursunlar Manifesto’da şunları okuyoruz: “Hiç kuşkusuz her ülkenin proletaryası önce kendi ülkesinin burjuvazisiyle hesaplaşmak zorundadır”. Bu arada Manifesto’da “komünistler dünyanın her yerindeki halk hareketlerini desteklerler” deniyor. Bu da ülkemiz ve bölgemizde mücadele eden halklara komünistlerin nasıl davranacağını açıkça söylemesi açısından önemli. Örneğin Kürtlerin ve Filistinlilerin sorunlarının çözülmesine Marksistlerin destek sunmasının gerekliliği metinden çıkartılabilir bir sonuç oluyor.

AİLE VE ÖZEL MÜLKİYET
Manifesto’dan süzülen bilgilerde komünistlerin bildik anlamda çok eşliliği savunmadıkları belirtilirken, ailenin bir burjuva kurumu olarak her türlü mülkiyetin taşıyıcısı olduğu da özellikle ortaya konmuştur. Buna göre gerçekte aileyi ve de kadını bir üretim aracı olarak gören burjuvazi, üretim araçlarının toplumun malı yapılmasıyla kadının da toplumun malı olacağını düşünüyor. Yani sorunun karmaşıklığı burjuvazinin kadını, özel mülkiyet ya da üretim aracı olarak görmesinden kaynaklanıyor. Burada üzerinde durulması gereken kavramlardan biri: mülkiyet. Genel kullanımda insanların tüketim araçlarının da bu kategoriye girdiği düşünülebilir. Yiyeceklerimiz, içeceklerimiz, giysilerimiz, içinde oturduğumuz konut, ulaşım ihtiyacı için kullanılan araçlar, yazı yazdığımız kalemler, kitaplarımız, bahçemiz... bunların geçimlik araçlarımız olduğu açıktır. Ama burjuvazi komünistlerin bu anlamda da mülkiyet düşmanı oldukları yalanını yaymaktadır. Oysa Manifesto’nun yazarları, komünistlerin kişisel kullanıma ya da tüketime yönelik alet, araç ve her türlü mallara karşı olmadıklarını, bunların toplumsallaştırılmasını düşünmenin gerçekte komik olduğunu açıkça ilan ediyorlar. Gerçekte emekçileri mülksüzleştirenlerin ise kapitalistler olduklarının altını titizlikle çiziyorlar. Komünistlere göre kişisel mallar ve araçlar insanın zorunlu ihtiyaçları için vardırlar. Burada komünistlerin toplumsallaştırmayı planladıkları mülkiyet, asıl olarak değişim değeri üretmeye olanak verecek ya da bu yolda üretim yapacak olan üretim araçlarından (fabrikalar, bankalar vb.) oluşan mülkiyettir. Yani toplumsallaştırılacak olan, insanların “özel mülkiyetleri” değil, burjuva ve varsa feodal mülkiyettir. Şunu yazıyor Manifesto: “Komünizmin ayırt edici özelliği genel olarak mülkiyete son verilmesi değil, burjuva mülkiyetine son verilmesidir”.
Komünist Manifesto’nun üzerinde yapılan tartışmalardan anlaşıldığı kadarıyla herkes aynı anlamaları kabul etmese de; Manifesto, büyük oranda, komünistlerin üzerinde uzlaştığı ender metinlerden biri olma özelliğini sürdürüyor. Metinde geçen tüm argümanlar bugün için geçerli midir? Marksist teorinin bir bakıma özeti olan Manifesto için sorulan bu soru Marks ve Engels’in ileri sürdüğü tüm görüşler açısından da sorulabilir. Bu görüşler ise genel olarak kapitalizmin ortaya çıkardığı düşüncelerdi. Değişmeleri kapitalist düzenin değişmesine bağlıdır. Öngörülen devrimler ise sınıflı toplumsal formasyonlar varoldukça öncelikli ve hatta zorunlu olarak önceliklerini koruyacaklardır. Nitekim metnin yazarları 1872’de Almanca baskıya yazdıkları önsözde şunu söylüyorlar: “Son yirmi beş yıl içerisinde koşullar ne denli değişmiş olursa olsun, bu Manifesto’da ortaya konan ana ilkeler genel olarak bugün de doğrudur”.
Manifesto’nun adı çoğu zaman çok satan, çok okunan kitaplar arasında geçti. Söylendiğine göre İncil’den sonra en çok satılan kitap Manifesto’ydu. Çünkü kapitalizmi yaşamında hisseden herkes onunla ilgilendi. Sonuç itibariyle romantizmden ulusalcılığa, mistisizmden anarşizme ve liberalizme kadar uzanan Marksizm dışı felsefi akım ve ideolojiler “komünizm öldü” diyerek kendilerini teselli ededursunlar, üretenler ürettiklerine yabancılaştıkları sürece, o metindeki saptamaların geçerliliğini korumaya devam edeceğinden kimsenin kuşkusu olmamalıdır. Dolayısıyla komünistler, Manifesto’dan aldıkları güçle halen görüşlerini ve niyetlerini gizlemeye tenezzül etmiyorlar. Komünistler, Manifesto’nun sonunda belirtildiği gibi sınıfsız ve sömürüsüz bir dünyanın kurulacağına inançlarını belki de her zamankinden daha fazla sürdürdükleri gibi, bu amaçlarına her türlü toplum düzeninin zorla devrilmesiyle ulaşabileceklerine de her geçen gün daha büyük bir umutla inanıyorlar.

____________________________
Ya Onurlu Bir Barış Yada Görkemli Bir Direniş !
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://forumydy.yetkinforum.com
 
KomÜnİst Manİfesto 2008’de Ne Anlatir?
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Yolumuz Devrim Yolu :: Devrim Ve Sosyalizm :: Dünya Devrim Tarihi-
Buraya geçin: