Yolumuz Devrim Yolu
Forumumuzdan daha iyi faydalanmak için ve bizlere destek olmak için lütfen üye olunuz..



 
AnasayfaPortalSSSKayıt OlGiriş yapZiyaretçi Defteri

Paylaş | 
 

 16-17 Nisan 1992 Direnişi

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
FiraT_58
Admin
Admin
avatar

Erkek Mesaj Sayısı : 372
Yaş : 25
Nerden : İZMİR
Kayıt tarihi : 06/12/08


Başarı Puanı Başarı Puanı:
100/47  (100/47)

MesajKonu: 16-17 Nisan 1992 Direnişi   Cuma Şub. 27, 2009 2:24 pm

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
"Yoldaşlarımız sosyalizm inancının, kurtuluş mücadelesinin birer bayrağıydılar. Faşizm o bayrakları yere düşüremedi. Bayraklarımızı yoldaşlarımızın cesetlerine basarak indirenler hiç sevinmesinler. O bayrak Bağımsızlık, Demokrasi ve Sosyalizmin bayrağıdır ve tüm Türkiye'de dalgalanıyor artık."
(Bayrağımız Ülkenin Her Tarafında Dalgalanacak broşüründen)



Devrim Tarihini Yazanların
Yarattıkları Bir D E S T A N

"Devrim Tarihini Yazıyoruz"; 16-17 Nisan direnişinin ardından devrimci hareket tarafından yapılan açıklamanın başlığı işte bu üç kelimeden oluşuyordu. Evet, yapılanın, gerçekleşenin adı, tam da buydu.

Tarihin bir nesnesi olmak farklı, tarihi yazan olmak farklıdır. Bu direnişin yaratıcıları, aynı zamanda Türkiye devrim tarihinin de yazıcılarıydılar. 1970'lerden beri onlarla, onların kanıyla yazılıyordu bu tarih.

16-17 Nisan 1992'de Türkiye ve tüm dünya, Devrimci Sol'a karşı gerçekleştirilen büyük bir katliam operasyonuna ve bu operasyon karşısındaki büyük bir direnişe tanıklık etti. İstanbul'un dört ayrı yerinde, Çiftehavuzlar'da, Erenköy'de, Üstbostancı'da, Sahrayı Cedit'te devrimci hareketin önder kadrolarını katletmeyi hedefleyen faşizm, büyük bir inanç ve kararlılıkla karşılaştı. Bu inanç ve kararlılık, devrimci hareketin önder kadrolarının, üye ve taraftarlarının dilinde slogan olurken, Çiftehavuzlar'da emperyalizmin yeni dünya düzenine meydan okuyan bir bayrağa dönüştü. O bayrak, o günden bu yana, 16-17 Nisan direnişlerinin simgesi olmanın ötesinde, emperyalist kuşatma karşısında devrim ve sosyalizmi savunmanın simgesine dönüştü.

O bayrağın asılma anına gidelim şimdi.

Polis tarafından kuşatılan evlerden Üstbostancı'daki evde Sinan Kukul, Şadan ve Arif Öngel vardılar; katiller sürüsüne karşı tereddütsüz direndiler. Sinan ve Şadan kuşatmayı yarmaya çalışırken yolda, Arif evde katledildiler.

Erenköy'de ise Ahmet Fazıl Özdemir, Hüseyin ve Satı Taş, ölüm mangalarını sloganlarıyla, marşlarıyla karşıladılar. Devrimin bir komutanının yapması gerekeni yaptı Fazıl tüm mütevaziliği içinde.

Kozyatağı'nda ise silahsız, savunmasız dı Ayşe Gülen'le Ayşe Nil Ergen. Fakat onlar da ölüm mangalarına "teslim olan" bir devrimci görme şansı vermediler.

Oligarşinin büyük saldırısı, aynı akşam, Çiftehavuzlar'da aşılamayan bir barikatla karşılaştı. Ölüm mangaları giremediler Sabahat Karataş, Eda Yüksel ve Taşkın Usta'nın bulunduğu eve.


Tarihe düşülen not...

Çiftehavuzlar'daki direniş, saatlerce süren ve tarihe notların düşüldüğü telefon görüşmeleriyle, haykırılan sloganlarıyla, pencereye asılan bayrağıyla geçti tarihe.

Saat 00.20'de Sabahat Karataş, kuşatma altında bulundukları evden telefonla TAYAD Başkanı'nı aradı. İşte o andan sonra, direnişin hemen her aşaması o telefon görüşmeleri aracılığıyla tarihe kaydoldu...

Saat 00.20'deki ilk görüşmede "Merhaba, evimizi sarmış durumdalar. 30 dakika oldu" diyordu Sabo.

Bütün gece, bombalar kurşunlar yağdırılır kuşatmadaki eve. Direnişçilerin hepsi yaralanır.

Eda: Hadi tanklarınızla, toplarınızla gelin, girin içeri, ölülerimiz dahi korkutuyor sizi, geceleri rüyalarınıza giriyoruz. ... Unutmayın ki, tek bir gedik dahi kalsa oradan gireceğiz. Devrimci adaletimizden kaçamayacaksınız.

Sabo: Sizin bin ananız, bin babanız var. Babanız Bush, ananız Manukyan. Lağım fareleri, orada doğup büyüdünüz.

Eda: .... bayrağımız ülkenin her tarafında dalgalanacak.

Sabo: Ellerimizde silahlarımız, dillerimizde sloganlarımızla kucaklıyoruz ölümü.

Bu öyle bir iradeydi ki, binlerce katilin kuşatması altında olmalarına, üzerlerine neredeyse kesintisiz bombalar kurşunlar yağmasına rağmen, son anlarında yoldaşlarına ve örgütlerine nasıl yararlı olabileceğine kafa yoruyor, o koşullarda devrimci hareketin ve sosyalizmin propagandasını sürdürüyordu. Böyle güçlü bir irade olmaksızın elbette böyle bir destan da yazılamazdı.

Saat 06.00 sıralarında, hava yavaş yavaş aydınlanırken, daha büyük bir aydınlık belirdi kuşatılan evin penceresinden.

Direnişçiler, kurşun sağanağı altında pencereden sosyalizmin orak-çekiçli bayrağını dalgalandırdılar. Biliyorlardı ki, o bayrağı asarken vurulabilirlerdi. Ama zaten direnişlerinin kendisi bir meydan okumaydı, açılan bayrak bir meydan okumaydı emperyalizme ve oligarşiye.

Ölüm mangalarının ilk tepkisi şaşkınlık olur. Şaşkınlıklarını atlatır atlatmaz da bayrağı kurşun yağmuruna tutarlar. Akıllarına gelen yalnızca budur çünkü. Oysa artık asla öldüremeyecekleri o bayrak, çoktan direnişin zaferini ilan etmiştir. Çoktan ilan edilmiştir; devrim ve sosyalizmin yaşamaya devam edeceği.

Bayrağı astıktan sonra Sabo telefonda gelişmeleri aktarmaya devam ediyordu:

- Kolumdan yaralandım. Kurşun girip çıktı. Ama ateş edebiliyorum.

Bayrağı astıktan tam bir saat sonra ise, saat 07.00 sıralarında bayrağın asılı olduğu percerede zafer işaretleriyle Sabo ve Eda görünür. Bu sayfalarda da gördüğünüz o tarihi fotoğraf, işte o anın fotoğrafıdır. Tarihin en mükemmel, en görkemli direniş tablolarından biridir o anın fotoğrafı. İki direnişçi, sosyalizmi, devrimci hareketi, önderliğini ve yoldaşlarını son kez selamlarken sesleri de son kez duyulur: "Halkımız, sizin için ölüyoruz."

Bu sözlerin ardından eve karşı şiddetli bir saldırıya girişti katiller sürüsü. Bombalarla delik deşik edilmiş duvarlardan, çatılardan girip katlettiler direnen üç devrimciyi. Katlettikleri devrimcilerin cesetlerinin üzerine basarak indirdiler bayrağı pencereden.

Fakat artık çok geçti.

Çok geçti, çünkü, bu görüntü artık tarihten hiçbir şekilde silinemezdi. İkincisi, o bayrak artık sadece orada değil, "ülkenin her tarafında" dalgalanacaktı.


Karşı-devrimin Amacı ve Devrimci Kararlılık

Dönem, oligarşinin halka karşı açık bir savaş yürüttüğü bir dönemdi. 1991'de 12 Temmuz operasyonu ve Vedat Aydın'ın katledilmesiyle başlayan aleni saldırılar, infazlarla, kaybetmelerde sürüyordu.

Halkın mücadelesi, tüm bu saldırılara rağmen gelişmeye devam ediyordu; oligarşi "İstanbul ve Güneydoğu" sorununu, baş sorunu ilan etmişti. Ve her zamanki tehdit devreye sokularak "darbe" tartışmaları da yapılıyordu. İktidardaki Demirel ise, mealen, askeri yönetim ne yapacakmış, ne lazım gelirse yapıyoruz! diyordu.

Evet öyleydi. Bu durum ise, devrimci hareketin 12 Eylül'ün programının uygulanışına ilişkin olarak "açık faşizmin kurumsallaştırılmış olduğu" tespitini doğrulayan bir gelişmeden başka bir şey değildi. "Yeni bir cuntayla şapkasını alıp gitme korkusunu yaşayan" Demirel yönetimi, bir cunta yönetiminin yapabileceği her şeyi yaparak, koltuğunu korurken halkın mücadelesini bastırma peşindeydi. Yönetimi devredeceği Çiller de aynı çizgiyi sürdürecek ve bu yıllar, Türkiye tarihine zulmün en yoğun uygulandığı dönemler olarak geçecekti.

Dönem açısından en dikkat çekici olan, dünyanın birçok ülkesinde çok büyük savruluşlar, hızlı bir sağa kayış yaşanırken, ülkemizde bunun aynı şekilde yaşanmamasıydı. Oligarşinin sözcüleri "herkes Marksizm-Leninizmi terkederden, bizde hala bu kafada olanlar var" diyerek ifade ediyorlardı şaşkınlıklarını. Ve bunun sonucu olarak da devrim ve sosyalizm bayrağını dalgalandıran, silahlı mücadeleyi yaygınlaştıran devrimcileri yoketmek için daha da saldırganlaşıyor, artan boyutlarda kontrgerilla yöntemlerini devreye sokuyorlardı.



____________________________
Ya Onurlu Bir Barış Yada Görkemli Bir Direniş !
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://forumydy.yetkinforum.com
FiraT_58
Admin
Admin
avatar

Erkek Mesaj Sayısı : 372
Yaş : 25
Nerden : İZMİR
Kayıt tarihi : 06/12/08


Başarı Puanı Başarı Puanı:
100/47  (100/47)

MesajKonu: Geri: 16-17 Nisan 1992 Direnişi   Cuma Şub. 27, 2009 2:25 pm

İnfaz operasyonları birbirini izledi bu dönemde. Fakat ortada Çiftehavuzlar örneği vardı. Evinde, işyerinde, sokak ortasında katliamcılarla karşı karşıya kalan her devrimci, "Sabolar gibi, Edalar gibi..." direniyordu. Emperyalist kuşatma altında devrim ve sosyalizmi savunmakta gösterilen kararlılık, oligarşinin döktüğü kanlardan oluşan kan deryasının ortasında da aynı şekilde sürüyordu...

Sürmek zorundaydı. Çünkü amaç açıktı. Karşı-devrimin bu amacı karşısında yapılmak istenen de aynı ölçüde açık olmalıydı:

"Faşizm bizleri katlederek, yıldırmayı, korkutmayı, vazgeçirmeyi amaçlıyor. Bunun karşısında atılacak tek bir geri adımımız yoktur."

Geri adım atan kaybederdi. Geri adım atmak, devrimden, sosyalizmden, iktidar hedefli mücadeleden vazgeçmekti. Geri adım atmak, "elveda proletarya" hezeyanlarına, "sosyalizm öldü" demagojilerine "sol"dan güç vermekti.

Her geri adım, karşı-devrimin ileri adımı anlamına gelecekti. Tek amaçları, tarihin ileriye doğru akışını durdurmak olan emperyalizme ve işbirlikçisi oligarşiye bu şansı veremezdik. Devrimcilik ve statükoculuk, devrimcilik ve düzen solculuğunun ayrıştığı nokta da işte burasıydı.

Hayatın her alanına, her güne yayılan ve sadece kurşunlarla değil, yasaklarla, ideolojik kuşatmalarla, politik dayatmalarla her biçimde sürdürülen bu saldırılar karşısında geri adım atmamak, büyük bedeller ödemeyi gerektiriyordu ve bu bedelleri ödemek, statükoculuğun, düzen solculuğunun harcı olamazdı.

Bu bedelleri yalnız devrimciler ödeyebilirdi ve bundan dolayı da kuşatmalar altında direnmenin, karşı-devrim rüzgarını püskürtmenin onuru, devrim yürüyüşünü sürdürmenin gururu da onların olacaktı.

Egemen sınıfların yanıldığı nokta şuydu; dünya genelinde varolduğunu sandıkları durum, geçiciydi. Gördükleri kendilerine geçici olarak "huzur" veren bir yanılsamadan ibaretti. Çünkü, karşı-devrimler, kapitalist restorasyonlar, ateşkesler, silah bırakmalar, parlamenterizme kapılanmalar, halkların ulusal ve toplumsal kurtuluş mücadelesinde duraklamalar, kesintiler yaratsa da, tarihin ileriye doğru akışı durdurulamazdı.

Yok etmek istedikleri, tarihin ileriye doğru akışını Anadolu toprakları üzerinde temsil edenlerden başkası değildi. Çiftehavuzlar'da karşılarına çıkan Sabahat Karataş, Eda Yüksel, Taşkın Usta, yalnız üç kişi değillerdi; onlar, tarihin ileriye doğru akışını temsil ediyorlardı o anda. Türkiye halkının ulusal ve toplumsal kurtuluş özlemini ve o özlemi gerçekleştirecek iradesini temsil ediyorlardı.

Onlar misyonlarının farkındaydılar.

Ne büyük bir sorumluluğu omuzladıklarının farkındaydılar.

Ve onların omuzları bu kadar büyük bir sorumluluğu üstlenecek kadar güçlü, yürekleri bu sorumluluğun gereklerini yerine getirecek kadar cüretle yüklüydü. Sahip oldukları bu güç yazıyordu destanları.

16-17 Nisan'da biz çok şeyler kazandık... artık direnmenin, savaşmanın yepyeni anlamları var. Sabahatlar, Edalar devrimci... gibi yaşamanın ve ölmenin yeni örneklerini yarattılar. Artık direnmenin, savaşmanın ve onurluca ölmenin yeni bir adı var: Sabahat gibi, Eda gibi savaşmak, onlar gibi ölmek. ... Onlar gibi direneceğiz, onlar gibi çatışacağız, onlar gibi yaşayacak ve öleceğiz...


Yaşamın ve devrimciliğin anlamı

Her şey çok olağan ve aynı ölçüde olağanüstüdür o anda. Telefondan o sakin mi sakin sesleri duyulur:

- Çok sakiniz, çok iyiyiz. Kanımızın son damlasına kadar çarpışacağız.

- Ellerimizde silahlarımız, dillerimizde sloganlarımızla karşılıyoruz ölümü. Eşime, önderime, Devrimci Sol önderine bizzat selamlarımı iletmeni istiyorum. Tüm yoldaşlarıma selamlarımızı iletmeni istiyorum. Hoşçakalın.

Tek kelime: "Hoşçakalın"!

Bu kadar basit, bu kadar yalın ve bu kadar olağanüstü.

Onlar için yaşamın tek bir anlamı vardı: Devrim için yaşamak. Böyle olduğu için, yaşamlarının belki de son dakikalarını, yine yoldaşlarının durumunu sormak için, yoldaşlarına yardımcı olabilmek için, geride oligarşinin işine yarayabilecek "tek bir çöp bile" bırakmamak için değerlendiriyorlardı. Kendileri için hiçbir kaygıları yoktu onların; can kaygıları da yoktu. O canı çoktan sunmuşlardı halklarına... Devrime ve sosyalizme sunmuşlardı. Sunulmuş bir canı ne zaman vereceklerini ise, tarih belirleyecekti. Ve işte belki o zaman gelmişti. Ama önemli değildi. Son nefeslerini, bir devrimciye yakışır şekilde, devrim için yapabileceklerinin azamisini yaparak vereceklerdi.

Güçlü bir ideoloji, güçlü bir irade, devrimciliğe dair güçlü bir kavrayış, bir araya gelmişti onlarda. Bu güç, "Bombalarınıza, silahlarınıza, panzerlerinize ve yüzlerce katilinize karşı dünyanın en güçlü silahına sahibiz. Sosyalizm inancıyla, devrimi gerçekleştirme kararlılığıyla kabına sığmayan yüreklerimiz var. CESARETİNİZ VARSA GELİN!.." diyordu tarih önünde. Oligarşinin binlerce polisini seferber ederek gerçekleştirdiği bu katliam operasyonu, işte bu ideolojik, politik ve moral gücün sonucunda "ölen ama yenilmeyen, umut ve güven sağlayan, geleceği aydınlatan bir direnişin" doğduğu zemin oldu. Tarihe 16-17 Nisan direniş destanı yazıldı.

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

Biz her zaman haklıyı, doğruyu, onuru, cesareti ve adaleti simgeledik, özgürlükler bizimle gerçekleşti, adalet bizimle yerini buldu, dürüstlük ve namus bizimle layık oldukları yere kavuştu.

Evet bu yüzden çok katledildik. Promethus olduk, Spartaküs olduk, Bedrettin olduk, Pir Sultan olduk, Tupac Amaru olduk, Jose Marti olduk, Mustafa Suphi olduk, Rosa Luxemburg olduk, Sandino olduk, Seyit Rıza olduk, Che olduk, Mahir, Deniz, İbo olduk, Niyazi, İbrahim olduk, Sabahat, Sinan, Fazıl olduk, inançlarımız için bire bin veren tohumlar olup bedenlerimizi toprağa ektik.

Her seferinde yeniden ayağa kalktık ve kazanan hep biz olduk.

HALK GERÇEĞİ sayı 3

____________________________
Ya Onurlu Bir Barış Yada Görkemli Bir Direniş !
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://forumydy.yetkinforum.com
carizmatik_cocuk_62
Üye
Üye
avatar

Erkek Mesaj Sayısı : 1
Yaş : 29
Kayıt tarihi : 05/01/09


Başarı Puanı Başarı Puanı:
8/8  (8/8)

MesajKonu: Geri: 16-17 Nisan 1992 Direnişi   Perş. Mart 05, 2009 10:05 pm

tşk güzel paylaşım:)
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: 16-17 Nisan 1992 Direnişi   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
16-17 Nisan 1992 Direnişi
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Yolumuz Devrim Yolu :: Devrim Ve Sosyalizm :: Türkiye Devrim Tarihi-
Buraya geçin: